Bir işçinin fazla çalışma ve tatil alacaklarının ispatı 'yazılı belgeye' veya 'işveren kaydına' dayandığında, Yargıtay'ın 'karineye dayalı makul indirim' uygulamasından vazgeçmesinin sebebi nedir? Bu durum, ispat araçlarının delil değerindeki farkı nasıl yansıtmaktadır?
Yargıtay'ın fazla çalışma ve tatil alacaklarından 'karineye dayalı makul indirim' yapmasının temel sebebi, bu alacakların ispatının genellikle 'tanık beyanı' gibi takdiri delillere dayanmasıdır. Tanık beyanları, hafızaya dayalı, soyut ve yanılmaya açık olabildiği için, bir işçinin yıllarca hiç dinlenmeden, izin kullanmadan çalıştığı yönündeki iddiaların hayatın olağan akışına aykırı olduğu karinesinden hareketle, hesaplanan miktardan bir indirim yapılarak daha adil ve gerçekçi bir sonuca ulaşılmaya çalışılır. Ancak, fazla çalışma ve tatil çalışması olgusu, 'yazılı belge' (örneğin, puantaj kayıtları, işe giriş-çıkış saatlerini gösteren kart okuma sistemleri, takograf kayıtları, işyeri iç yazışmaları) gibi kesin ve objektif delillerle kanıtlandığında, durum değişir. Bu tür deliller, tanık beyanları gibi soyut ve yoruma açık değildir; fiili çalışma süresini net bir şekilde ortaya koyarlar. Bu durumda, 'işçinin hiç dinlenmediği hayatın olağan akışına aykırıdır' şeklindeki karineye başvurmaya gerek kalmaz, çünkü ortada somut bir kayıt vardır. İşveren, bu kayıtlara rağmen işçinin çalışmadığını (izinli, raporlu olduğunu) başka delillerle ispat etmedikçe, kayıtlardaki süreler doğru kabul edilir. Dolayısıyla, ispat 'kesin delile' dayandığında, Yargıtay makul indirim uygulamasından vazgeçer ve hesaplanan alacağın tam olarak hüküm altına alınması gerektiğine karar verir. Bu, ispat araçlarının delil hiyerarşisindeki ve ispat güçlerindeki farkın bir yansımasıdır.