Boşanma protokolünde, bir eşin diğerine ait taşınmazı 'kira ödemeksizin ve üçüncü kişilere kiraya verilmeksizin süresiz olarak kullanacağı' yönündeki bir anlaşma, hakimin onayıyla birlikte ne tür bir hukuki sonuç doğurur? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/12665 sayılı kararına göre, bu anlaşma bir 'intifa hakkı' tesisi taahhüdü olarak yorumlanabilir mi, yoksa daha dar kapsamlı olan 'oturma hakkı' mı tesis edilmiş sayılır?
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/626, K. 2015/12665 sayılı kararında, bu tür bir anlaşmanın hukuki niteliği tarafların gerçek ve ortak iradesine göre (TBK m. 19) yorumlanmıştır. Karara göre: 1) İntifa Hakkı Tesisi Taahhüdü: Protokoldeki bu hüküm, davalı eşin davacı lehine bir 'yararlanma hakkı' tesisi borcu altına girdiğini gösterir. Hakimin boşanma kararıyla birlikte protokolü onaylaması (TMK m. 184/5), tapuda resmi senetle yapılması gereken bu işlem için geçerli bir hukuki sebep (taahhüt işlemi) oluşturur. Yani, hakimin onayı 'resmi şekil' şartını yerine getirmiş sayılır ve davacı, bu taahhüde dayanarak davalıdan hakkın tapuya tescilini talep edebilir. 2) Hakkın Kapsamının Belirlenmesi (İntifa mı, Oturma mı?): Protokolde hakkın 'başkasına kiraya verilmeksizin' kullanılacağı ve davacının şahsen kullanmasının amaçlandığı belirtilmiştir. İntifa hakkı, kural olarak, hakkın kullanılmasının başkasına devrine (örneğin kiraya verme) olanak tanır (TMK m. 806). Oturma (sükna) hakkı ise, şahsa sıkı sıkıya bağlıdır ve kullanılmasının devri mümkün değildir (TMK m. 823). Protokoldeki bu kısıtlama, tarafların iradesinin intifa hakkından daha dar kapsamlı olan oturma hakkını tesis etmeye yönelik olduğunu göstermektedir. 3) Sonuç: Mahkeme, 'çok istemek, azı da içerir' (a fortiori) kuralı gereğince, davacının intifa hakkı talebini, daha dar kapsamlı olan ve tarafların gerçek iradesine uyan 'oturma hakkı' olarak kabul edip, bu hakkın tapuya tesciline karar vermelidir. Dolayısıyla, protokoldaki bu anlaşma, hakim onayıyla geçerli bir 'oturma hakkı' tesisi taahhüdü niteliğindedir.