5275 sayılı İnfaz Kanunu m. 122 ile eski 647 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırılması, ceza hukukunun temel ilkelerinden hangisinin somut bir örneğidir ve bu durum karma uygulama yasağı ile nasıl bir ilişki içindedir?
5275 sayılı Kanun'un m. 122 ile eski 647 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırılması, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan 'zaman bakımından uygulama' ve özellikle 'lehe olan kanunun geçmişe yürümesi' (TCK m. 7/2) ilkesinin uygulanmasını gerektiren bir durum yaratır. Bir suç işlendiğinde yürürlükte olan kanun (örneğin, 647 sayılı Kanun'un geçerli olduğu dönem) ile suçtan sonra yürürlüğe giren yeni kanun (5275 sayılı Kanun) arasında, sanığın lehine olan hükümlerin uygulanması zorunludur. Mahkeme, bu durumda iki kanunun ilgili tüm hükümlerini (cezanın türü, miktarı, ertelenme şartları, infaz rejimi vb.) bir bütün olarak sanal bir şekilde olaya uygular ve sonuçta hangi kanun sanığın daha lehine bir durum yaratıyorsa, o kanunu bütünüyle uygular. Bu noktada 'karma uygulama yasağı' devreye girer. Yani mahkeme, eski kanunun sanık lehine olan bir hükmü ile yeni kanunun sanık lehine olan başka bir hükmünü birleştirerek, her iki kanundan da sanığın işine gelen kısımları alıp yeni bir 'karma' uygulama yapamaz. Örneğin, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin E. 2005/11219, K. 2006/2318 sayılı kararında, mahkemenin 5237 sayılı TCK'nın 62. maddesi (takdiri indirim) ile birlikte eski 647 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerini (erteleme) birlikte uygulaması, karma uygulama yasağına aykırı bulunarak bozulmuştur. Mahkeme, ya eski kanunu ya da yeni kanunu bir bütün olarak seçip uygulamak zorundadır.