5271 sayılı CMK döneminde, gıyapta (yoklukta) tutuklama kararı verilebilir mi? CMK m. 101 ve m. 108 hükümleri, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarının 'yüze karşı' verilmesi zorunluluğu açısından nasıl bir sistem öngörmektedir?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) sisteminde, eski CMUK döneminde var olan gıyapta (yoklukta) tutuklama kurumu kaldırılmıştır. Dolayısıyla, şüpheli veya sanığın yokluğunda, hakkında doğrudan bir tutuklama kararı verilmesi mümkün değildir. CMK'nın benimsediği sistem, tutuklama gibi kişi hürriyetini temelden kısıtlayan bir tedbire karar verilmeden önce, şüpheli veya sanığın mutlaka hakim veya mahkeme tarafından sorgusunun yapılmasını zorunlu kılar. Bu, adil yargılanma hakkının ve özellikle savunma hakkının bir gereğidir. CMK m. 101/1, soruşturma evresinde sulh ceza hakiminin, kovuşturma evresinde ise mahkemenin tutuklamaya karar vereceğini düzenler. Bu karar, ancak şüpheli/sanık hazır bulundurulduktan ve CMK m. 147'ye uygun olarak sorgusu yapıldıktan sonra verilebilir. Kaçak olan veya çağrıya uymayan bir kişi hakkında doğrudan tutuklama kararı değil, CMK m. 98 uyarınca 'yakalama emri' düzenlenir. Kişi yakalandıktan sonra yetkili merci önüne çıkarılır ve sorgusunun ardından tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verilir. Tutukluluğun devamı kararları (CMK m. 108) ise, dosya üzerinden verilebilmekle birlikte, kanun 'şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle' karar verileceğini belirterek, bu aşamada dahi taraflara iddia ve savunmalarını sunma imkanı tanımıştır. Sonuç olarak, ilk tutuklama kararı mutlaka yüze karşı (vicahi) olmak zorundadır. Tutukluluğun devamı kararları ise şüpheli/sanık veya müdafiinin dinlenmesiyle, onların gıyabında ancak dosyaya sunacakları beyanlar dikkate alınarak verilebilir ve bu karar kendilerine tebliğ edilir.