Mirasçının, mirasbırakana karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini 'önemli ölçüde' yerine getirmemesi (TMK m. 510/2) ne anlama gelir ve bu sebebe dayalı ıskatın geçerli olabilmesi için hangi unsurların bir arada bulunması gerekir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #113868

Bu sebep, mirasçının anne-baba ve çocuklar arasındaki karşılıklı sevgi, saygı, şefkat, yardım, sadakat ve nafaka gibi aile hukukundan doğan görevlerini büyük bir kusurla ve sürekli olarak ihlal etmesidir. Metindeki Yargıtay kararı (Y3HD-K.2013/16683) ve doktrin görüşlerine göre, bu sebebe dayalı bir ıskatın geçerli olabilmesi için şu unsurlar aranır: 1) Aile Hukukundan Doğan Bir Yükümlülük Olmalı: Kanundan kaynaklanan bir ailevi görev olmalıdır (örn: yardım nafakası, sadakat yükümü). 2) İhlal Önemli Ölçüde Olmalı: İhlalin ciddi, ağır ve aile bağlarını zedeleyecek nitelikte olması gerekir. Anlık ve önemsiz ihmaller yeterli değildir. 3) İhlal Kusurlu Bir Davranışla Gerçekleşmeli: Mirasçı, bu yükümlülüğü kasten veya ağır ihmalle yerine getirmemiş olmalıdır. 4) Mirasbırakanın Kusuru: Eğer mirasbırakan da kendi kusurlu davranışlarıyla bu ihlale sebep olmuşsa (örneğin mirasçıyı provoke etmişse), ıskat geçerli olmayabilir. Mahkeme, olayların bütününü, tarafların karşılıklı kusur durumlarını değerlendirerek bir sonuca varır. Mirasçının eylemi, mirasbırakanın haksız bir davranışına karşı verilmiş orantılı bir tepki ise, bu durum TMK m. 510 anlamında 'ağır bir suç' veya 'ailevi yükümlülüklerin önemli ihlali' olarak kabul edilmeyebilir.