Yargıtay, tefecilik suçunun ispatında, failin takibe koyduğu bir alacağın dayanağı olan hukuki ilişkiyi 'olağan yaşam kurallarına göre açıklayamaması' durumunu nasıl bir delil olarak değerlendirmektedir?
Yargıtay, bu durumu, tefecilik suçunun işlendiğine dair çok güçlü bir 'dolaylı delil' ve 'emare' olarak değerlendirmektedir. Tefecilik suçları genellikle alacak-borç ilişkisi, ticari senet veya sözleşme gibi meşru bir hukuki görünüm altına gizlenir. Soruşturma veya kovuşturma sırasında, şüpheli/sanık, takibe koyduğu veya talep ettiği alacağın kaynağını (örneğin, bir mal satışı, bir hizmet bedeli, borç verme dışında bir ticari ilişki) hayatın olağan akışına ve ticari teamüllere uygun, makul ve mantıklı bir şekilde açıklayamıyorsa, bu durum, alacağın gerçekte faiz karşılığı verilen ödünç paradan kaynaklandığı yönünde ciddi bir şüphe doğurur. Örneğin, hiçbir ticari ilişkisi olmayan birine, hiçbir güvence almadan yüksek meblağlı bir senet karşılığı borç verdiğini iddia eden ve bunu makul bir sebeple açıklayamayan bir kişinin, aslında tefecilik yaptığı sonucuna varılabilir. Bu durum, diğer delillerle (tanık beyanları, şüphelinin mali durumu vb.) birleştiğinde, mahkumiyet için yeterli bir kanıt oluşturabilir.