Anayasa Mahkemesi'nin 18.01.2024 tarihli iptal kararında, avukatlara getirilen şüpheli işlem bildirim yükümlülüğünün 'gereklilik' ve 'orantılılık' açısından neden ölçüsüz bulunduğu detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Bu iki kavramın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasındaki rolünü ve AYM'nin somut olaydaki değerlendirmesini izah ediniz.
Anayasa m. 13'e göre, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların 'demokratik toplum düzeninin gereklerine' ve 'ölçülülük ilkesine' aykırı olmaması gerekir. Ölçülülük ilkesi, elverişlilik, gereklilik ve orantılılık (dar anlamda ölçülülük) alt ilkelerinden oluşur. 'Gereklilik', sınırlamanın, amaca ulaşmak için zorunlu olmasını, aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılabiliyorsa daha ağır olanın seçilmemesini ifade eder. 'Orantılılık' ise, yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir denge bulunmasını, müdahalenin kişiye aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklememesini gerektirir. AYM, 2024/11 K. sayılı kararında, avukatlara getirilen bildirim yükümlülüğünün, suç gelirleriyle mücadele (meşru amaç) için 'elverişli' olabileceğini kabul etmiş, ancak 'gereklilik' ve 'orantılılık' testlerini geçemediğine karar vermiştir. AYM'ye göre bu düzenleme orantısızdır çünkü: 1) Avukatın sır saklama yükümlülüğü ve müvekkiliyle kurduğu güven ilişkisi gibi çok temel bir değeri zedelemektedir. 2) Avukatı bir 'muhbir' konumuna sokarak savunma hakkının özüne dokunmaktadır. 3) Bildirilecek bilginin mesleki sır kapsamında olup olmadığını denetleyecek bir ara mekanizma veya güvence öngörmeyerek, avukata doğrudan idareyle bilgi paylaşma gibi ağır ve katlanılamaz bir külfet yüklemektedir. Bu nedenlerle, ulaşılmak istenen kamu yararı ile özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale arasında adil bir denge kurulamadığı ve sınırlamanın orantısız olduğu sonucuna varılmıştır.