İş Mahkemesinde görülen bir davada, davacı işçi, davalı işverenden aldığı teminat senedi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açmış ve işveren de bu takibe itirazın haksız olduğu gerekçesiyle %20 icra inkar tazminatı talep etmiştir. Yargıtay, bu durumda icra inkar tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceğini hangi kritere göre değerlendirir?
Yargıtay, bu tür bir durumda icra inkar tazminatına hükmedilip hükmedilemeyeceğini, takibe konu alacağın 'likit' (belirlenebilir) olup olmadığı kriterine göre değerlendirir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, itiraz edilen alacağın likit, yani miktarının belirli veya basit bir hesaplamayla belirlenebilir olması gerekir. İşçiden alınan teminat senedi, genellikle işçinin işverene verebileceği muhtemel zararlara karşı alınır. Bu zararın varlığı ve miktarı, yargılamayı gerektiren, önceden belirli olmayan bir durumdur. Dolayısıyla, senedin dayandığı alacak, kural olarak 'likit' değildir. İşçinin bu senede dayalı takibe itiraz etmesi, alacağın varlığı ve miktarı yargılama ile belirleneceği için, haksız bir itiraz olarak kabul edilmez. Bu nedenle, Yargıtay, teminat senedine dayalı menfi tespit davalarında, alacak likit olmadığı için, işveren lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesini doğru bulmamaktadır. Ancak, eğer senet, ödenmeyen ücret gibi miktarı belirli bir alacak için verilmişse ve bu durum kanıtlanırsa, alacak likit kabul edilebilir ve tazminata hükmedilebilir.