Bir kira sözleşmesinin geçersizliğinin tespiti davasında, kiracı, böyle bir yalıyı kiralayacak gelirinin olmadığını, üniversitede öğretim üyesi olduğunu belirterek sözleşmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunmuştur. Bu tür bir savunma, muvazaa iddiasının ispatı açısından nasıl bir değer taşır?
Kiracının, sözleşmede belirtilen yüksek kira bedelini karşılayacak mali gücünün olmaması, sözleşmenin muvazaalı (danışıklı) olduğuna dair önemli bir emare ve 'hayatın olağan akışına aykırılık' argümanıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/982 sayılı dosyasında da davacı bu yönde bir savunma yapmıştır. Ancak, bu durum tek başına muvazaa iddiasını ispatlamaya yetmez. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, sözleşmenin tarafı olan bir kişinin muvazaa iddiasını kural olarak yazılı delille ispatlaması gerekir. Kiracının mali durumunun kira bedeliyle orantısız olması, bir 'delil başlangıcı' olarak kabul edilebilir. Delil başlangıcı, iddianın doğruluğu hakkında tam bir kanaat vermese de, ona yakın bir ihtimali düşündüren ve asıl delilin (örneğin yazılı delilin) varlığına işaret eden bir belgedir. Delil başlangıcının varlığı halinde, mahkeme normalde dinlenemeyecek olan tanık deliline başvurabilir. Dolayısıyla, davacının gelir durumu, tek başına ispata yeterli olmasa da, diğer delillerle (örneğin taraflar arasındaki akrabalık, kiraya verenin malik olmaması vb.) birleştiğinde ve özellikle bir delil başlangıcı ile desteklendiğinde, mahkemenin kanaat oluşturmasında önemli bir rol oynar.