Bir işçinin iş akdi, işyerinde çalışan başka bir işçiye cinsel tacizde bulunduğu gerekçesiyle feshedilmiştir. Açılan işe iade davasında ispat yükü kime aittir? Mahkemenin, olayın ispatında sadece doğrudan görgü tanığına dayanması, Yargıtay içtihatları açısından doğru bir yaklaşım mıdır?
İşçinin iş sözleşmesi, 4857 sayılı Kanun m. 25/II uyarınca haklı bir nedenle feshedildiğinde, feshin haklı nedene dayandığını ispat yükü işverene aittir. Dolayısıyla, cinsel taciz iddiasıyla yapılan fesihte, taciz eyleminin varlığını ispat etmek işverenin yükümlülüğündedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre (örn. YHGK, E. 2015/2875, K. 2018/1142), mahkemenin cinsel taciz iddiasının ispatında sadece 'doğrudan görgü tanığı' araması doğru bir yaklaşım değildir. Cinsel taciz eylemleri, doğası gereği genellikle tanıkların olmadığı, gizli ortamlarda meydana gelir. Bu nedenle bu tür olaylarda doğrudan delil bulmak zordur. Mahkeme, hüküm kurarken olayın bütününü, yan delilleri ve emareleri birlikte değerlendirmelidir. Tacize uğrayan işçinin tutarlı ve samimi beyanları, olayı anlattığı başka bir işçinin (dolaylı tanık) beyanları, şikayet dilekçesi, tarafların olay sonrası tutum ve davranışları (örn. tacizcinin telefonlarının engellenmesi) gibi olgular bir bütün olarak değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. Sadece doğrudan görgü tanığı olmadığı gerekçesiyle feshin haksız olduğuna karar vermek, ispat hukukunun ve hayatın olağan akışının gerçekleriyle bağdaşmaz.