Bir işçinin iş akdi, başka bir kadın işçiye cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla işveren tarafından feshedilmiştir. Mahkeme, 'doğrudan görgüye dayalı tanık bulunmadığı' gerekçesiyle feshin haksız olduğuna karar vermiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/12212, K. 2014/20203 sayılı kararında bu yaklaşım nasıl değerlendirilmiştir? Cinsel taciz iddiasının ispatında 'doğrudan görgü' şart mıdır?
Yargıtay, cinsel taciz iddialarının ispatında mahkemenin 'doğrudan görgüye dayalı tanık' aramasını hatalı bulmuştur. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararında belirttiği üzere, cinsel taciz eylemleri doğası gereği genellikle gizli, tanıkların bulunmadığı ortamlarda gerçekleşir. Bu nedenle ispatında doğrudan görgü tanığı bulmak çoğu zaman imkansızdır. Mahkemenin, olayın bütününü ve yan delilleri değerlendirmesi gerekir. Kararda, tacize uğradığı iddia edilen işçinin tutarlı beyanları, olayı aktardığı başka bir tanığın (dolaylı tanık) beyanları, davacının telefonlarının engellenmesi gibi olguların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu tür vakalarda, tanık beyanlarının tutarlılığı, mağdurun davranışları ve diğer emareler (mesajlar, şikayet dilekçesi vb.) bir araya getirilerek olayın gerçek olup olmadığına dair bir kanaate varılmalıdır. Sadece 'doğrudan görgü tanığı yok' diyerek feshin haksız kabul edilmesi, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunu (TBK m. 417) ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlama yükümlülüğünü ihlal eder. Dolayısıyla, cinsel taciz iddiasının ispatında doğrudan görgü şart değildir; mahkemenin dolaylı delilleri ve olayın bütününü birlikte değerlendirmesi gerekir.