Tefecilik suçunun (TCK m. 241) mağdurunun, yargılama sırasında davaya 'katılma' talebinde bulunması, Yargıtay uygulamasında genellikle nasıl karşılanmaktadır? Bu yaklaşımın temelindeki hukuki gerekçe nedir?
Tefecilik suçunun mağduru (ödünç para alan kişi), yargılama sırasında davaya 'katılan' olarak kabul edilme talebinde bulunduğunda, bu talep Yargıtay uygulamasında genellikle reddedilmektedir. Bu yaklaşımın temelindeki hukuki gerekçe, suçla korunan hukuki yararın niteliğidir. Tefecilik suçu, TCK'da 'Kişilere Karşı Suçlar' bölümünde değil, 'Topluma Karşı Suçlar' bölümünde düzenlenmiştir. Bu, kanun koyucunun bu suçla öncelikli olarak bireyin malvarlığını değil, kamu düzenini, devletin ekonomik politikalarını ve serbest piyasa ortamının güvenilirliğini korumayı amaçladığını gösterir. Bu yoruma göre, suçun asıl mağduru, toplumu oluşturan bireylerin tamamı, yani 'kamu'dur. Ödünç para alan kişi ise, suçun işlenmesinden doğrudan zarar görmüş olsa da, hukuken 'mağdur' değil, 'suçtan zarar gören' olarak nitelendirilir. CMK'ya göre ise kural olarak davaya katılma hakkı, suçun 'mağduru'na aittir. Bu nedenle, borç alan kişinin katılma talepleri genellikle kabul edilmemekte, ancak yargılamaya 'müşteki' veya 'tanık' sıfatıyla katkı sağlamalarına izin verilmektedir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/tefecilik-sucu-cezasi-tck-241-madde/)