5549 sayılı Kanun'a eklenen ve sonradan AYM tarafından iptal edilen, avukatlara şüpheli işlem bildirme yükümlülüğü getiren düzenlemedeki istisna ('savunma hakkı bakımından... ve 1136 sayılı Kanun'un 35. maddesi... hariç olmak üzere') uygulamada nasıl bir belirsizlik yaratıyordu? AYM'nin iptal kararında bu istisnanın 'ek güvence' sağlamadığı yönündeki tespiti ne anlama gelmektedir?
Düzenlemedeki bu istisna, avukatın sır saklama yükümlülüğünün temelini oluşturan klasik dava ve savunma faaliyetlerini yükümlülük dışında tutmayı amaçlıyordu. Ancak bu ayrım uygulamada ciddi bir belirsizlik yaratıyordu. Çünkü avukatın danışmanlık yaptığı bir konu (örneğin bir şirket kuruluşu), sonradan bir davaya dönüşebilir. Hangi bilginin 'savunma hakkı' kapsamında kalıp hangisinin 'finansal işlem' kapsamında kaldığı ayrımını yapmak son derece zordur ve bu ayrımı yapma yükü avukatın kendisine bırakılmıştır. AYM'nin 'ek güvence sağlamadığı' tespiti de bu belirsizliğe işaret eder. AYM, avukatın bildirim yapıp yapmama kararını verirken, paylaşacağı bilginin mesleki sır kapsamında kalıp kalmadığını objektif bir şekilde denetleyecek bir 'ön inceleme mekanizması' veya ek bir güvencenin kanunda öngörülmediğini belirtmiştir. Avukat, bu hassas kararı tek başına, sübjektif bir değerlendirmeyle vermek ve olası bir hatanın cezai ve disiplin sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakılmıştır. Bu durum, istisnanın fiiliyatta avukat-müvekkil mahremiyetini korumak için yetersiz kaldığı ve orantısız bir külfet yüklediği anlamına gelmektedir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/avukatlara-tekrar-getirilmesi-dusunulen-ihbar-zorunlulugu)