Konut dokunulmazlığını ihlal suçunda (TCK m. 116), suçun maddi konusu olan 'konut' kavramı ceza hukuku açısından nasıl yorumlanmalıdır? Bir yerin 'konut' sayılması için sürekli ikametgah olması şart mıdır? Kişinin yazlık olarak kullandığı veya eşyalı olarak kilitli tuttuğu bir ev bu kapsama girer mi?
Ceza hukukunda 'konut' kavramı, Medeni Hukuk'taki 'ikametgah' kavramından daha geniştir. Bir yerin konut sayılması için kişinin orada sürekli oturması veya oranın resmi ikametgahı olması şart değildir. Kişinin, geçici de olsa, yaşamsal faaliyetlerini sürdürdüğü, özel hayatını yaşadığı, gece istirahatine çekildiği, kendini dış dünyadan soyutlayarak güvende hissettiği her yer konut olarak kabul edilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında da belirtildiği gibi önemli olan, o yerin oturmaya veya aileye tahsis edilmiş olmasıdır (YCGK 20.05.2014, 2014/6-21 E.). Bu çerçevede, kişinin tatillerde kullandığı yazlık evi, içerisinde yaşamaya elverişli eşyaları bulunan ve terk iradesi olmaksızın kilitli tutulan köy evi gibi yerler de 'konut' sayılır ve bu yerlere rıza dışı girilmesi TCK m. 116 kapsamındaki suçu oluşturur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 17.01.2023 tarihli kararında da, 'ikinci ikametim' denilen, eşyalı ve kilitli tutulan, zaman zaman kontrol edilen evin konut olduğu ve terk iradesi bulunmadığı kabul edilmiştir. (Kaynak: or.av.tr/konut-dokunulmazligini-ihlal-sucu/)