AİHS m. 5 ve Anayasa m. 19 çerçevesinde, tutuklulukta 'makul süre' kavramı nasıl yorumlanmalıdır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2011/3-49 E. sayılı kararında atıf yapılan AİHM içtihatlarına göre, makul sürenin değerlendirilmesinde hangi kriterler esas alınır?
Tutuklulukta 'makul süre' kavramı, AİHS m. 5 ve Anayasa m. 19'da güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının temel bir unsurudur. Bu süre, teorik ve soyut olarak belirlenemez; her davanın kendi özel koşullarına göre değerlendirilir. YCGK'nın 2011/3-49 E. sayılı kararında atıf yapılan AİHM içtihatlarına göre, makul sürenin değerlendirilmesinde şu kriterler esas alınır: 1) Tutuklamanın Başlangıcı: Süre, kişinin gözaltına alındığı tarihten itibaren başlar, hâkimin tutuklama kararı verdiği tarihten değil. 2) Tutuklamanın Gerekçeleri: Başlangıçta suç işlendiğine dair makul şüphe yeterli iken, sürenin uzamasıyla birlikte bu yeterli olmaz. Kaçma tehlikesi, delilleri karartma riski gibi somut ve devam eden gerekçelerin varlığı aranır. 3) Yargılamanın Özeni: Yetkili ulusal mercilerin (savcılık, mahkemeler) yargılamayı özel bir ihtimam ve hızla yürütüp yürütmediği incelenir. Yargılamadaki gereksiz gecikmeler, sürenin makul olmaktan çıkmasına neden olabilir. 4) Masumiyet Karinesi: Tutukluluğun bir ceza değil, bir tedbir olduğu ve kişinin masumiyet karinesinden yararlandığı unutulmamalıdır. Tutukluluğun devamı, kamu düzeni açısından gerçek bir ihtiyaca dayanmalıdır. AİHM, bu kriterler çerçevesinde her davayı kendi somut koşulları içinde değerlendirerek makul sürenin aşılıp aşılmadığına karar verir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-107-tutuklananin-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi.html)