5237 sayılı TCK'nın 26/2. maddesine göre, 16 yaşındaki bir çocuğun, hürriyetini kısıtlayıcı bir eyleme (örneğin bir arkadaşının evinde ailesinin izni olmadan bir gece kalmak) rıza göstermesi, bu eylemi (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu) hukuka uygun hale getirir mi? CGK'nın 30.06.2015 tarihli ve 2014/14-678 sayılı kararında belirtilen 'üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hak olmaması' ilkesini bu bağlamda tartışınız.
Hayır, bu rıza eylemi hukuka uygun hale getirmez. CGK'nın ilgili kararında da vurgulandığı gibi, 15 yaşını bitirmiş çocukların bazı konularda (örneğin cinsel suçlarda) rızası hukuken bir anlam ifade edebilirken, 'kendi iradeleriyle serbestçe hareket etme hakkı', niteliği itibarıyla 'üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hak değildir'. Bunun nedenleri şunlardır: 1) Velayet/Vesayet Hakkının Korunması: 18 yaşını doldurmamış bir çocuk, Medeni Kanun uyarınca ailesinin velayeti ve gözetimi altındadır. Çocuğun nerede kalacağı, kiminle görüşeceği gibi temel konularda karar verme yetkisi öncelikle velisine aittir. Çocuğun, velisinin rızası ve bilgisi dışında bir yerde kalmaya rıza göstermesi, velayet hakkını ihlal eder. Kamu düzeniyle ilgili olan velayet hakkı, çocuğun tek başına rızasıyla ortadan kaldırılabilecek bir hak değildir. 2) Çocuğun Üstün Yararı: Kanun koyucu, çocuğun kendi iyiliğini ve güvenliğini her zaman tam olarak öngöremeyeceğini varsayar. Ailesinin kontrolü dışında bir yerde kalması, çocuğu çeşitli risklere (suistimal, kötü alışkanlıklar, güvenlik sorunları) açık hale getirebilir. Bu nedenle, 'çocuğun üstün yararı' ilkesi gereği, onun bu konudaki rızasına mutlak bir geçerlilik tanınmamıştır. Sonuç olarak, 16 yaşındaki çocuğun rızası olsa bile, onu velisinin rızası dışında bir yerde alıkoyan kişi, TCK m. 109 kapsamında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (çocuğa karşı işlendiği için nitelikli halden) suçunu işlemiş olur. (kadimhukuk.com.tr/makale/magdurun-ilgilinin-rizasi-tck-26-madde/)