Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058 sayılı kararda, davalı işveren, davacının alt işveren (taşeron) olduğunu ancak vergi kaydı olmadığı için kendisinin ve işçilerinin kendi şirketi üzerinden sigortalı gösterildiğini savunmuştur. Bu savunma, 'muvazaa' iddiasını zayıflatır mı, yoksa güçlendirir mi? Muvazaanın ispatında bu tür bir 'ikrarın' rolünü hukuken değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111318

Bu savunma, muvazaa iddiasını zayıflatmak yerine, tam tersine açıkça güçlendirir ve hatta bir 'ikrar' niteliği taşır. Muvazaa, tarafların gerçek iradelerine uymayan, üçüncü kişileri (somut olayda SGK, vergi dairesi, diğer işçiler) aldatmak amacıyla görünüşte bir hukuki işlem yapmalarıdır. Davalı işverenin bu savunması, tam olarak bunu ifade etmektedir: Taraflar arasındaki gerçek ilişkinin 'taşeronluk' olduğunu, ancak yasal yükümlülüklerden (vergi, sigorta) kaçınmak veya bir eksikliği gidermek amacıyla, görünüşte bir 'hizmet akdi' ilişkisi kurarak davacıyı ve işçilerini kendi bordrosunda gösterdiklerini beyan etmektedir. Bu, muvazaanın tanımının ta kendisidir. Bu, davalının kendi yaptığı danışıklı işlemi itiraf etmesidir. Hukuken, bu ikrar mahkemeyi bağlar ve davacı ile davalı arasındaki asıl-alt işverenlik ilişkisinin, 4857 sayılı Kanun m. 2/7'de tanımlanan muvazaalı bir işlem olduğunu kanıtlar. Muvazaalı bir alt işverenlik ilişkisi ise geçersizdir ve alt işverenin işçileri (somut olayda davacı ve ekibi), başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılır. Dolayısıyla, davalının bu savunması, aslında kendi aleyhine, davacının ise 'işçi' olduğu yönündeki iddiasını destekleyen en kuvvetli delil haline gelmiştir. (Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058)