Bir dolandırıcılık mağduru, parasını havale ettiği kişinin bilgilerine sahiptir ve bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza davası açılmasını sağlamıştır. Mağdur, ceza davası devam ederken, aynı zamanda hukuk mahkemesinde alacak davası açarak zararının tazminini talep etmiştir. Hukuk mahkemesi, ceza mahkemesinde sanığın mahkum olmasının, kendisi için nasıl bir bağlayıcılığı olduğunu ve bu durumun hukuk davasındaki ispat yüküne etkisini Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri çerçevesinde değerlendirmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111315

Hukuk mahkemesi, bu durumu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi çerçevesinde değerlendirmelidir. Bu maddeye göre, 'Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Bununla birlikte, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı, hukuk hâkimini bağlamaz.' Ancak, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ceza mahkemesinin 'maddi olayın varlığı' ve 'fiilin hukuka aykırılığı' konusundaki tespiti, hukuk hakimini bağlar. Dolayısıyla, ceza mahkemesinin, sanığın hileli davranışlarla mağdurdan menfaat temin ederek dolandırıcılık suçunu işlediği yönündeki kesinleşmiş mahkumiyet kararı, hukuk hakimi için güçlü bir delil teşkil eder. Hukuk hakimi, fiilin işlendiğini ve hukuka aykırı olduğunu yeniden araştırmak zorunda kalmaz. Bu durum, hukuk davasındaki ispat yükünü mağdur (davacı) lehine büyük ölçüde hafifletir. Mağdurun, haksız fiilin varlığını tekrar ispatlamasına gerek kalmaz; sadece zararının miktarını ve illiyet bağını ispatlaması yeterli olur. Ceza mahkemesi kararı, hukuk mahkemesi için kesin bir delil olmasa da, 'güçlü bir takdiri delil' niteliğindedir. (kadimhukuk.com.tr/makale/dolandirildim-ne-yapmaliyim/ metnindeki bilgiler ve genel hukuk prensipleriyle sentezlenerek)