Bir sanık hakkında, 'şizofreni' teşhisiyle Adli Tıp Kurumu'ndan 'işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azaldığı' yönünde rapor verilmiştir. Mahkeme, bu rapor doğrultusunda TCK m.32/1 uyarınca 'ceza verilmesine yer olmadığına' ve 'güvenlik tedbirine' karar vermiştir. Sanığın müdafii, bu kararı temyiz ederek, sanığın suçu işlemediğini, beraat etmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemenin, sanığın fiili işleyip işlemediğini araştırmadan, sadece akıl hastalığı raporuna dayanarak bu şekilde karar vermesi usulen doğru mudur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111309

Hayır, usulen doğru değildir. Metinde de belirtildiği gibi, 'Yargılama sırasında sanığın TCK m.32/1’den yararlanabileceği tıp uzmanlarının raporları ile belirlenmiş olsa dahi, sübuta ve suç vasfına yönelik yargılamanın sürdürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır.' Mahkemenin öncelikli görevi, sanığın üzerine atılı suçu işleyip işlemediğini (maddi gerçeği) araştırmaktır. Sanığın akıl hastası olması, onun suçu işlemediği anlamına gelmez. Mahkeme, tüm delilleri toplamalı, tanıkları dinlemeli ve sanığın fiili işlediğine dair yeterli, kesin ve inandırıcı delil olup olmadığını tartışmalıdır. Yargılama sonucunda, eğer mahkeme sanığın suçu işlemediği veya suçun unsurlarının oluşmadığı kanaatine varırsa, sanık hakkında 'beraat' kararı vermelidir. Beraat kararı verildiğinde, sanık hakkında güvenlik tedbirine de hükmedilemez. Ancak, mahkeme sanığın suçu işlediğinin sabit olduğuna kanaat getirirse, işte o zaman akıl hastalığı raporunu devreye sokar ve 'akıl hastalığı nedeniyle kusuru bulunmadığından' TCK m.32/1 ve CMK m.223/3-a uyarınca 'ceza verilmesine yer olmadığına' karar verir ve TCK m.57 uyarınca güvenlik tedbiri uygular. Sadece rapora dayanarak sübutu araştırmadan karar vermek, adil yargılanma hakkının ve lekelenmeme hakkının ihlalidir. (kadimhukuk.com.tr/makale/turk-ceza-hukuku-akil-hastaligi-tck-32-m/)