Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2017/954 E. sayılı kararında, hükümlü hakkında firar eyleminin öğrenildiği tarihten itibaren 2 gün içinde soruşturmaya başlanması gerekirken, bu sürenin aşıldığı belirtilmiştir. Mahkeme bu usuli eksikliğe rağmen disiplin cezasını neden onamıştır? Bu karar, 5275 sayılı Kanun m. 47'deki sürelerin niteliği (hak düşürücü mü, düzenleyici mi?) hakkında nasıl bir yorum ortaya koymaktadır?
Bu kararda mahkeme, disiplin cezasını onamıştır çünkü soruşturmaya başlama süresindeki gecikmeye rağmen, soruşturmanın tamamlanması ve kararın verilmesi gibi diğer sürelere uyulmuştur. Bu durum, Yargıtay'ın 5275 sayılı Kanun m. 47'deki tüm süreleri aynı nitelikte görmediğini göstermektedir. Yargıtay'ın bu karardaki yaklaşımına göre, 'soruşturmaya başlama süresi' olan 2 günlük süre, mutlak bir 'hak düşürücü' süre olarak değil, daha çok 'düzenleyici' bir süre olarak yorumlanmıştır. Yani bu sürenin aşılması, tek başına disiplin cezasını geçersiz kılmaz. Ancak, kararda da belirtildiği gibi, bu gecikmenin hükümlü aleyhine bir sonuç doğurmaması (örneğin cezanın infazının ve silinme süresinin gecikmemesi) gerekir. Buna karşılık, Yargıtay'ın başka bir kararında (2024/6526 E.) 'soruşturmanın tamamlanma süresi' olan 15 günlük sürenin 'emredici ve hak düşürücü' olduğu belirtilmiştir. Bu iki karar birlikte okunduğunda, Yargıtay'ın soruşturmanın kendisine başlama süresindeki küçük gecikmeleri tolere edebilirken, soruşturmanın tamamlanıp rapora bağlanması için öngörülen toplam sürenin aşılmasını daha ağır bir usul ihlali ve hak düşürücü bir neden olarak gördüğü anlaşılmaktadır. (barandogan.av.tr/blog/mevzuat/infaz-kanunu-madde-47-disiplin-sorusturmasi.html)