Bir şirketin, bir inşaat projesinde 'kaba yapı işleri' için bir kişiyle sözleşme yaptığı, ancak sözleşmede 'her türlü malzemenin asıl işveren tarafından karşılanacağı' ve işçilerin SGK primlerinin asıl işveren tarafından ödenip işçinin 'hak edişinden' mahsup edileceğinin kararlaştırıldığı bir durumda, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği nedir? Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058 sayılı kararındaki benzer olgulara dayanarak, bu ilişkinin neden geçerli bir alt işverenlik ilişkisi olarak kabul edilemeyeceğini açıklayınız.
Bu ilişki, geçerli bir asıl-alt işverenlik ilişkisi değil, işçi (takım kılavuzu) ile işveren arasındaki bir 'hizmet akdi'dir. Yargıtay HGK'nın ilgili kararındaki mantık çerçevesinde, bu ilişkinin alt işverenlik olarak kabul edilememesinin sebepleri şunlardır: 1) Ekonomik ve Örgütsel Bağımsızlığın Olmaması: Gerçek bir alt işveren, işi kendi sermayesi, organizasyonu ve ekipmanıyla yapar. Somut olayda, iş için gerekli en temel unsur olan 'malzemenin' asıl işveren tarafından karşılanması, işi yapan kişinin ekonomik olarak asıl işverene tamamen bağımlı olduğunu ve kendi bağımsız organizasyonunun bulunmadığını gösterir. 2) İşçilerin SGK Bildirimleri: İşçilerin SGK primlerinin asıl işveren tarafından ödenmesi, bu işçilerin hukuken asıl işverenin işçileri olduğunu gösteren en güçlü karinedir. Alt işverenin kendi işçilerini kendisinin sigortalı yapması gerekir. Primlerin 'hak edişten' mahsup edilecek olması, bu durumu değiştirmez; bu sadece bir muhasebe yöntemidir ve işçilerin hukuki statüsünü etkilemez. 3) İşin Niteliği: 'Kaba yapı işleri', inşaatın 'asli' işlerindendir. Asıl işin, teknolojik uzmanlık gerektirmeyen bir bölümünün bu şekilde devri, 4857 sayılı Kanun'un 2. maddesindeki alt işverenlik tanımına ve muvazaayı önlemeye yönelik amacına aykırıdır. Tüm bu unsurlar bir arada değerlendirildiğinde, işi alan kişinin asıl işverene bir işçi gibi bağımlı olduğu, ona sadece işçi temin ettiği ve 'takım kılavuzu' gibi hareket ettiği, dolayısıyla aradaki ilişkinin hizmet akdi olduğu sonucuna varılır. (Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058)