Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058 sayılı kararında, yerel mahkemenin, inşaat sektöründe SGK kotalarını doldurmak için taşeronların veya ilgisiz kişilerin muvazaalı olarak sigortalı gösterilmesinin 'olağan uygulama' olduğu yönündeki direnme gerekçesi, Hukuk Genel Kurulu tarafından neden kabul görmemiştir? Bu durum, 'herkesin kendi muvazaasına dayanarak hak talep edemeyeceği' ilkesiyle nasıl ilişkilidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111271

Yerel mahkemenin bu gerekçesi, hukuka aykırı bir fiili durumun 'olağan' kabul edilmesi ve hukuki bir karara dayanak yapılması anlamına geldiği için Hukuk Genel Kurulu tarafından kabul görmemiştir. Hukuk, fiili ve yasadışı uygulamaları değil, kanunun amir hükümlerini esas alır. Bir uygulamanın yaygın olması, onu yasal veya meşru kılmaz. Hukuk Genel Kurulu'nun bu gerekçeyi reddetmesinin temelinde şu yatar: Davalı işveren, bir yandan davacının 'taşeron' olduğunu iddia ederken, diğer yandan onu SGK'da 'kendi işçisi' olarak göstermiştir. Bu, çelişkili bir davranıştır. Eğer yerel mahkemenin gerekçesi kabul edilirse, işveren kendi yaptığı muvazaalı (danışıklı) ve yasadışı işlemden (sahte sigortalılık bildirimi) faydalanarak, davacının işçi olmadığını ve davanın İş Mahkemesi'nde görülemeyeceğini iddia etme hakkı kazanmış olur. Bu durum, metinde de atıf yapılan TMK m. 2'deki dürüstlük kuralına ve onun bir uzantısı olan 'hiç kimsenin kendi hilesine (muvazaasına) dayanarak bir hak elde edemeyeceği' (nemo auditur propriam turpitudinem allegans) temel hukuk ilkesine açıkça aykırıdır. Davalı işveren, SGK'ya karşı yaptığı bildirimle davacıyı işçisi olarak kabul etmiştir ve bu beyanı, daha sonra kendi aleyhine sonuç doğurduğunda inkar edemez. (Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058)