Bir işçi, ustabaşı olarak çalıştığı bir inşaat şantiyesinde, işverenin talimatıyla diğer işçilerin maaşlarını kendi banka hesabından çekip onlara dağıtmaktadır. İşveren, bu işçinin kendisine borçlu olduğunu iddia ederek bir senedi icraya koymuştur. İşçi ise senedin teminat olarak alındığını belirterek menfi tespit davası açmıştır. Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058 sayılı kararı ışığında, işçinin diğer işçilere maaş dağıtması olgusu, onun 'işçi' mi yoksa 'taşeron' mu olduğu yönündeki tespitte nasıl bir rol oynamıştır? Yerel mahkemenin bu olguyu 'taşeronluk' lehine yorumlaması neden Hukuk Genel Kurulu'nca isabetsiz bulunmuştur?
Yerel mahkeme, 120 işçinin maaşının davacının hesabına yatıp onun tarafından dağıtılmasını, bu yetkinin bir ustabaşı pozisyonunu aştığını, davacının 'hak ediş' aldığını ve bu parayla kendi çalıştırdığı işçilere ödeme yaptığını, dolayısıyla bunun 'taşeronluk' göstergesi olduğunu yorumlamıştır. Ancak Hukuk Genel Kurulu bu yorumu isabetsiz bulmuştur. HGK'ya göre bu durum, tam tersine davacının işverene bağımlılığını ve taşeron olmadığını göstermektedir. HGK'nın gerekçesi şudur: Gerçek bir taşeron, asıl işverenden aldığı hak edişle kendi işçilerinin maaşını kendi ticari kayıtları üzerinden ve kendi sorumluluğunda öder. Oysa somut olayda para, asıl işveren tarafından davacının şahsi hesabına yatırılmakta ve davacı sadece bir 'aracı' veya 'dağıtıcı' rolü oynamaktadır. Bu durum, TCK m. 16'da düzenlenen 'takım sözleşmesi'ndeki 'takım kılavuzu'nun fonksiyonuna benzemektedir. Takım kılavuzu, diğer işçiler adına hareket etse de kendisi de işverene bağlı bir işçidir ve bu aracılık rolü ona işveren veya taşeron sıfatı kazandırmaz. Dolayısıyla HGK, maaşların bu şekilde dağıtılmasını, davacının ekonomik ve idari bağımsızlığı olmadığını, işverenin talimatıyla hareket ettiğini ve dolayısıyla 'işçi' sıfatını koruduğunu gösteren bir delil olarak kabul etmiştir. (Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058)