Bir kişinin yaşam hakkı üzerinde mutlak surette tasarruf edemeyeceği ilkesi, TCK m. 26/2 bağlamında 'ilgilinin rızası'nın neden bir hukuka uygunluk nedeni olmadığını açıklar. Peki, bir kişinin kendi yaşamına son vermesinin (intihar) veya kendisine zarar vermesinin (yaralama) ceza kanunlarımızda suç olarak düzenlenmemiş olmasının hukuki sebebi nedir? Bu durum, eylemin hukuka uygun olduğu anlamına mı gelir?
Bir kişinin kendi yaşamına son vermesi veya kendisine zarar vermesinin suç olmamasının sebebi, bu eylemlerin hukuka uygun olması değil, ceza kanununda 'tipik' bir suç olarak tanımlanmamış olmasıdır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan 'kanunilik' (nullum crimen sine lege) ilkesi gereğince, bir fiilin suç sayılabilmesi için kanunda açıkça suç olarak tanımlanması gerekir. Türk Ceza Kanunu, kişinin kendisine karşı işlediği bu fiilleri suç olarak düzenlememiştir. Bunun altında yatan düşünce, ceza hukukunun temel amacının bireyi başkalarının haksız saldırılarına karşı korumak olduğudur. Kişinin kendi beden bütünlüğüne veya yaşamına yönelik eylemleri, başkasına yönelmiş bir haksızlık içermediği için ceza hukukunun yaptırım alanının dışında bırakılmıştır. Ancak bu durum, eylemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez. Örneğin, intihar eden bir kişinin eylemi hukuka aykırıdır ve bu nedenle onu intihara azmettiren veya yardım eden kişiler TCK m. 84 uyarınca cezalandırılır. Eğer intihar eylemi hukuka uygun olsaydı, ona yardım etmek de suç olmazdı. Dolayısıyla, kişinin kendisine zarar vermesi suç değildir çünkü tipik değildir, ancak hukuka aykırı bir fiildir. (kadimhukuk.com.tr/makale/magdurun-ilgilinin-rizasi-tck-26-madde/)