Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 01.04.2019 tarihli ve 2018/10560 E. sayılı kararında, sanığın kapıyı kilitlemek suretiyle mağdureyi alıkoyması, 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' (TCK m.109) suçunun temel şekli (m.109/1) kapsamında mı yoksa nitelikli hali (m.109/2 'cebir kullanarak') kapsamında mı değerlendirilmiştir? Yargıtay'ın bu konudaki gerekçesi nedir ve bu karar, cebir kavramının yorumlanması açısından ne ifade etmektedir?
Yargıtay bu kararda, sanığın kapıyı kilitleme eyleminin, TCK m.109/2'de belirtilen 'cebir' unsurunu oluşturmadığına karar vermiş ve eylemin suçun temel şekli olan TCK m.109/1 kapsamında (nitelikli hal olarak ise m.109/3-f 'suçu işlemek amacıyla' bendi uygulanarak) cezalandırılması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay'ın gerekçesi şudur: Somut olayda kullanılan 'cebir' (zorla saldırıp öpmeye çalışma, göğüslerini sıkma), kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun değil, 'çocuğun basit cinsel istismarı' suçunun unsuru olarak kullanılmıştır. Yani cebir, alıkoymak için değil, cinsel istismarı gerçekleştirmek için uygulanmıştır. Kapıyı kilitleme eylemi ise fiziksel bir zorlama (cebir) değil, kişinin hareket serbestisini engelleyen bir eylemdir ve bu haliyle suçun temel şeklini oluşturur. Bu karar, cebir kavramının dar yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun nitelikli halinin (m.109/2) oluşabilmesi için, kullanılan cebirin bizzat alıkoyma eylemine yönelik ve onun bir parçası olması gerekir. Eğer cebir, alıkoyma sırasında başka bir suçu (yaralama, cinsel saldırı vb.) işlemek için kullanılıyorsa, bu durum kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu nitelikli hale getirmez; her iki suçtan (hem KHK suçunun temel hali hem de cebir içeren diğer suç) ayrı ayrı cezalandırma yoluna gidilir. (or.av.tr/cocuklarin-cinsel-istismari-sucu-tck-m-103/)