Yargıtay CGK’nun 20.03.2012 tarihli, 2011/1-451 E. ve 2012/115 K. sayılı kararında, sanık müdafiinin sunduğu eski tarihli 'anksiyete reaksiyonu' tanılı raporun, sanığın ceza sorumluluğunun araştırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığına hangi gerekçelerle karar verilmiştir? Bu karar, ceza sorumluluğunun tespiti için sunulan tıbbi raporların değerlendirilmesinde mahkemelerin nelere dikkat etmesi gerektiğini göstermektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111244

CGK, 'anksiyete reaksiyonu' tanılı raporun ceza sorumluluğunun araştırılmasını gerektirmediğine şu gerekçelerle karar vermiştir: 1) Raporun Tarihi ve Niteliği: Rapor, suç tarihinden çok önce (1993'te, suç 2008'de) ve sanığın askerlik döneminde düzenlenmiştir. İçeriği itibarıyla kalıcı ve ciddi bir 'akıl hastalığına' değil, kişinin sivil hayattan disiplinli asker hayatına geçişte yaşadığı geçici bir sıkıntı ve gerilim haline (uyum bozukluğu) işaret etmektedir. 2) Raporun İçeriği: 'Anksiyete reaksiyonu' tanısı, TCK m.32 anlamında kişinin algılama veya irade yeteneğini ortadan kaldıran veya azaltan bir akıl hastalığı olarak kabul edilmemiştir. 3) Sanığın Suç Geçmişi: Sanığın, rapor tarihinden sonra ancak inceleme konusu suçtan önce işlediği başka suçlardan (kasten yaralama, parada sahtecilik vb.) dolayı verilen mahkumiyet kararlarında, TCK m.32'nin uygulanmamış olması, bu raporun ciddi bir akıl hastalığına işaret etmediği yönündeki kanaati güçlendirmiştir. Bu karar, mahkemelerin sunulan tıbbi raporları değerlendirirken; raporun güncelliğine, içeriğindeki teşhisin TCK m.32 kapsamında bir akıl hastalığı olup olmadığına, raporun düzenlenme koşullarına ve sanığın genel adli geçmişiyle tutarlılığına dikkat etmeleri gerektiğini göstermektedir. Her tıbbi rapor, otomatik olarak ceza sorumluluğunun araştırılmasını gerektirmez. (kadimhukuk.com.tr/makale/turk-ceza-hukuku-akil-hastaligi-tck-32-m/)