Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/399 sayılı kararında, maktulün geçmişte sanığa sistematik şiddet uygulaması, olay gecesi cinsel saldırıda bulunmaya çalışması gibi olgular neden meşru savunma (TCK m.25) veya meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m.27/2) olarak değil de, 'yoğun haksız tahrik' (TCK m.29) olarak nitelendirilmiştir? Meşru savunmanın 'saldırı ile savunmanın eş zamanlı olması' şartı bu kararda nasıl bir rol oynamıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111242

Kararda bu olguların meşru savunma olarak kabul edilmemesinin temel nedeni, meşru savunmanın en kritik şartlarından biri olan 'saldırı ile savunmanın eş zamanlı olması' şartının gerçekleşmemesidir. Meşru savunma, 'gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan' bir saldırıya karşı yapılabilir. CGK, olayı değerlendirirken, sanığın öldürme eylemini, maktulün kendisine aktif olarak saldırdığı bir anda değil, tartışma bittikten ve maktul alkolün etkisiyle sızdıktan sonra, yani savunmasız bir anında gerçekleştirdiğini tespit etmiştir. Bu anda sanığa yönelmiş, devam eden veya tekrarı muhakkak olan bir saldırı yoktur. Saldırı sona ermiştir. Bu nedenle, 'eş zamanlılık' şartı ortadan kalktığı için meşru savunma ve dolayısıyla bu savunmada sınırın aşılması (çünkü sınırın aşılması için önce meşru bir savunma durumunun başlaması gerekir) söz konusu olamaz. Ancak, maktulün geçmişten gelen ve olay gecesi de devam eden ağır haksız fiilleri (sistematik şiddet, cinsel saldırı girişimi), sanığın bu eylemi 'hiddet veya şiddetli elemin' etkisi altında işlemesine neden olmuştur. Bu durum, TCK m.29'da tanımlanan haksız tahrik kurumunun tipik bir örneğidir. Haksız fiillerin ağırlığı nedeniyle de tahrikin 'yoğun' olduğu kabul edilmiştir. (YCGK E. 2015/424, K. 2018/399).