Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 22.01.2013 tarihli ve 2569-376 sayılı kararında (karşı oyda belirtilen), maktulün sanığa saldırması ve öldürmek istemesi halinde 'ciddi şekilde yaralanması gerekli iken maktul hafif şekilde yaralanmıştır' argümanı, meşru savunma iddiasının reddinde nasıl bir rol oynamıştır? Bu argüman, meşru savunmanın hangi şartının gerçekleşmediğine işaret etmektedir?
Karşı oyda belirtilen bu argüman, meşru savunmanın 'savunma ile saldırının orantılı olması' ve 'savunmanın zorunlu olması' şartlarının gerçekleşmediğini göstermeye yöneliktir. Mantık şudur: Eğer maktul, fiziksel olarak üstün (1.80m, 80-85kg) olduğu sanığa, onu boğarak öldürmeye yönelik ciddi bir saldırıda bulunsaydı, sanığın bu saldırıyı defetmek için göstereceği karşı koyma eylemi (savunma) sonucunda maktulün vücudunda ciddi boğuşma izleri, yaralanmalar veya berelenmeler olması beklenirdi. Oysa sanığın adli raporunda sadece hafif kızarıklıklar tespit edilmiştir. Bu durum, sanığın anlattığı gibi orantılı ve zorunlu bir savunma anının yaşanmadığına, aksine maktulün savunmasız bir anında (alkolden sızdığı sırada) eylemin gerçekleştirildiğine dair maddi bir kanıt olarak yorumlanmıştır. Yani, saldırının şiddeti ile savunmanın sonucu arasındaki orantısızlık ve maktulde ciddi bir savunma izinin olmaması, sanığın 'kendisini korumak için zorunlu olarak' hareket etmediği, dolayısıyla meşru savunma durumunun bulunmadığı sonucuna varılmasına neden olmuştur. Bu durum, meşru savunmanın 'orantılılık' ve 'zorunluluk' şartlarının olayda gerçekleşmediğine işaret etmektedir. (zulkufarslan.av.tr/siddet-uygulayan-esin-oldurulmesi/)