Meşru savunmada 'sınırın aşılması' (TCK m.27/2) ile 'haksız tahrik' (TCK m.29) kurumları arasındaki temel ayrım nedir? Sürekli şiddet gördüğü eşini, bir boğuşma anında değil de, eşi alkolden sızdıktan sonra boğarak öldüren bir sanığın eyleminin hukuki nitelendirmesi yapılırken, bu iki kurumdan hangisinin uygulanması daha olasıdır? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/399 sayılı kararındaki gerekçeleri esas alarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111193

Temel ayrım, failin eylemi gerçekleştirdiği andaki psikolojik durumunda ve amacında yatmaktadır. Meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m.27/2), failin maruz kaldığı saldırının yarattığı 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş' nedeniyle orantısız bir savunma yapması halinde söz konusu olur. Burada amaç hala savunmadır, ancak ölçü kaçmıştır. Haksız tahrik (TCK m.29) ise, failin, maruz kaldığı haksız bir fiilin meydana getirdiği 'hiddet veya şiddetli elemin' etkisi altında suç işlemesidir. Burada artık bir savunma durumu yoktur, haksız fiile karşı öfkeyle verilen bir tepki vardır. Ceza Genel Kurulu'nun kararındaki olayda, sanık eylemi eşi alkolden sızdıktan sonra, yani kendisine yönelik aktif bir saldırının olmadığı bir anda gerçekleştirmiştir. Bu durumda, saldırının yarattığı anlık korku, heyecan veya telaştan ziyade, geçmişten gelen ve olay gecesi de tekrarlanan eylemlerin biriktirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında hareket ettiği kabul edilir. Dolayısıyla, meşru savunma şartları (özellikle saldırının varlığı ve eş zamanlılık) oluşmadığı için 'sınırın aşılması' değil, 'haksız tahrik' hükümlerinin uygulanması hukuken daha doğrudur. CGK da bu yönde karar vermiştir (YCGK E. 2015/424, K. 2018/399).