Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 18.02.2015 tarihli ve 2589-810 sayılı kararında, sürekli şiddet uygulayan eşini boğan sanık hakkında yerel mahkemenin verdiği 'ceza verilmesine yer olmadığına' (meşru savunma) kararı bozulmuştur. Özel Daire, sanığın eyleminin hangi hukuki kurum kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve cezanın bireyselleştirilmesinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiştir? Bu kararı, Ceza Genel Kurulu'nun 2018/399 sayılı kararı ile karşılaştırınız.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sanığın eyleminin meşru savunma (TCK m.25) kapsamında değil, 'haksız tahrik' (TCK m.29) altında kasten eşi öldürme (TCK m.82/1-d) suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Cezanın bireyselleştirilmesinde ise, maktulden kaynaklanan haksız tahrikin ulaştığı boyutun dikkate alınarak, TCK m.29 uyarınca öngörülen indirim oranının 'azami' (en üst sınırdan) uygulanması gerektiğini vurgulamıştır. (zulkufarslan.av.tr/siddet-uygulayan-esin-oldurulmesi/). Ceza Genel Kurulu'nun 2018/399 sayılı kararı da bu görüşü benimsemiştir. CGK, olay anında sanığın yaşamına veya cinsel bütünlüğüne yönelik sürmekte olan veya tekrarı muhakkak bir saldırı bulunmadığını, zira maktulün alkolün etkisiyle sızmış olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle meşru savunma şartlarının (saldırı ile savunmanın eş zamanlılığı, savunmanın zorunluluğu) oluşmadığını, ancak maktulün geçmişten gelen ve olay gecesi de devam eden sistematik şiddet ve cinsel saldırı girişimlerinin 'yoğun bir haksız tahrik' oluşturduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak, her iki karar da eylemin meşru savunma değil, yoğun haksız tahrik altında işlendiği yönünde birleşmektedir.