Asıl-alt işveren ilişkisi bağlamında 'takım sözleşmesi' (TCK m. 16) ile muvazaalı alt işverenlik ilişkisi arasındaki temel farkları, Yargıtay HGK E. 2019/549 K. 2019/1058 sayılı kararındaki olgular üzerinden açıklayınız. Kararda davacının 'takım kılavuzu' gibi hareket ettiğine nasıl karar verilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #111187

Temel fark, alt işverenin hukuki ve ekonomik bağımsızlığıdır. Gerçek bir alt işveren, işi kendi adına ve hesabına, kendi organizasyonu, ekipmanı ve işçileriyle bağımsız bir şekilde yürütür. 'Takım sözleşmesi'nde ise takım kılavuzu, bir grup işçiyi temsil eden, ancak kendisi de işverene bağımlı çalışan bir işçidir; işveren sıfatı taşımaz. Yargıtay kararındaki somut olayda davacının 'takım kılavuzu' gibi hareket ettiğine şu olgularla karar verilmiştir: 1) Davacının hukuki ve ekonomik bağımsızlığı ve ayrı bir iş organizasyonu yoktur. 2) İş için gerekli malzemeler asıl işveren tarafından sağlanmıştır. 3) Tanıklar, davacının 'ustabaşı' olduğunu, diğer işçileri sevk ve idare ettiğini belirtmiştir. 4) Diğer işçilerin maaşlarının, asıl işveren tarafından davacının hesabına yatırılıp, davacı tarafından işçilere dağıtılması, onun işveren değil, işçiler adına hareket eden bir aracı (takım kılavuzu) olduğunu göstermektedir. Bu unsurlar, davacının alt işveren değil, işverene bağımlı bir 'takım kılavuzu' olduğunu ve dolayısıyla aradaki ilişkinin hizmet akdi olduğunu ortaya koymuştur.