İş akdi, 667 sayılı KHK ile 'terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğu değerlendirilen' personel olması nedeniyle feshedilen bir işçinin açtığı işe iade davasında, mahkemenin 'değerlendirme'nin içeriğini ve dayandığı somut olguları denetlemesi, kuvvetler ayrılığı ilkesine bir müdahale midir, yoksa adil yargılanma hakkının bir gereği midir? İHAM'ın Pişkin-Türkiye kararındaki yaklaşımını analiz ediniz. (sen.av.tr/tr/makale/iham-kararinda-durust-yargilanma-hakkinin-medeni-hak-ve-yükümlülüklere-tatbiki)
Bu durum, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. İHAM'ın Pişkin-Türkiye kararındaki yaklaşımına göre, idarenin veya işverenin KHK'ya dayanarak yaptığı 'değerlendirme' işlemi, yargı denetiminden muaf, soyut bir takdir yetkisi değildir. Mahkemelerin, bu değerlendirmenin hangi somut bilgi, belge veya olguya dayandığını araştırması, bu delillerin güvenilirliğini ve yeterliliğini tartışması ve sonuç olarak feshin haklı bir nedene dayanıp dayanmadığına karar vermesi, adil yargılanma hakkının (AİHS m. 6) ve etkili başvuru hakkının (AİHS m. 13) bir zorunluluğudur. Mahkemenin bu denetimi yapması, yürütmenin yerine geçerek işlem tesis etmesi anlamına gelmez; bilakis, yürütmenin eyleminin hukuka uygunluğunu denetlemesi anlamına gelir ki bu da kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Mahkemelerin bu denetimden kaçınarak 'değerlendirme' ifadesini yeterli görmesi, yargısal fonksiyonun yerine getirilmemesi ve hak ihlali olarak kabul edilmiştir. (İHAM, Pişkin-Türkiye, 33399/18, 15.12.2020)