Cinsel istismar suçunda mağdurun beyanının, sanığın savunmasıyla çelişmesi ve başka yan delil bulunmaması durumunda, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi nasıl uygulanmalıdır? Bu ilkenin uygulanmasında beyanların kendi içindeki tutarlılığı ve hayatın olağan akışına uygunluğu nasıl bir rol oynar? (or.av.tr/cocuklarin-cinsel-istismari-sucu-tck-m-103/)
'Şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi, bir suçun sanık tarafından işlendiğinin yüzde yüz kesinlikle ispat edilemediği, mahkumiyet için yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı durumlarda, sanık hakkında beraat kararı verilmesini gerektirir. Cinsel istismar suçlarında, mağdurun beyanı tek delil ise, bu ilkenin uygulanması hassas bir değerlendirme gerektirir. Mahkeme, sadece 'bir beyan var, bir inkar var' diyerek otomatik olarak beraat kararı veremez. Mağdurun beyanının; 1) Kendi içinde çelişki barındırıp barındırmadığı, 2) Farklı aşamalarda (kolluk, savcılık, mahkeme) tutarlılık gösterip göstermediği, 3) Hayatın olağan akışına, akla ve mantığa uygun olup olmadığı, 4) Mağdurun yalan söylemesini gerektirecek bir husumet veya başka bir nedenin olup olmadığı gibi kriterler üzerinden güvenilirliğini test etmelidir. Eğer mağdurun beyanı bu testlerden geçemiyor, tutarsızlıklar içeriyor ve sanığın mahkumiyetine yetecek derecede bir vicdani kanaat oluşturmuyorsa, o zaman 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği beraat kararı verilmelidir. Yargıtay'ın 2016/1002 E. sayılı kararı bu duruma bir örnektir. (or.av.tr/cocuklarin-cinsel-istismari-sucu-tck-m-103/)