HMK m. 352/1-d uyarınca istinaf dilekçesinde 'başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi' halinde kamu düzeni denetimi yapıldıktan sonra davanın 'esastan reddine' karar verilmesi ile başvurunun 'usulden reddedilmesi' arasında ne gibi pratik bir fark vardır?
İki karar arasında, özellikle yargılama giderleri ve vekalet ücreti açısından önemli pratik farklar vardır: - **Usulden Ret Kararı:** Bu durumda, dava esasa girilmeden, usuli bir eksiklik nedeniyle sonlandırılmıştır. Genellikle, bu tür kararlarda davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti, maktu (sabit) bir tutar olur veya daha düşük bir orandan hesaplanır. Ayrıca, bu karar kesin hüküm teşkil etmez ve eksikliğin giderilmesi halinde (eğer süre geçmemişse) yeniden başvuru imkanı teorik olarak olabilir. - **Esastan Ret Kararı:** Bu durumda, mahkeme usuli bir eksiklik bulmamış, kamu düzeni denetimini yapmış ve davanın esasına girerek istinaf talebini haksız bulmuştur. Bu, davanın esasına ilişkin bir karardır. Dolayısıyla, davalı (istinafa cevap veren) lehine, davanın değeri üzerinden hesaplanacak 'nispi' vekalet ücretine hükmedilir ki bu genellikle maktu ücretten çok daha yüksektir. Ayrıca, bu karar davanın esasını sonlandırdığı için güçlü bir kesin hüküm teşkil eder. Yargıtay'ın, usulden ret yerine esastan ret kararı verilmesi gerektiğini vurgulaması, bu hukuki sonuçların doğmasını ve dosyanın usulen değil, esastan kapatılmasını sağlamayı amaçlar.