Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlali iddialarını incelerken devletin 'pozitif yükümlülükleri' kavramını nasıl tanımlamaktadır? Bu yükümlülükler, özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda nasıl bir anlam kazanır?
Anayasa Mahkemesi'ne göre, devletin Anayasa m. 35'ten kaynaklanan mülkiyet hakkına ilişkin yükümlülükleri, sadece mülkiyete müdahale etmekten kaçınma (negatif yükümlülük) ile sınırlı değildir. Devletin ayrıca mülkiyet hakkını korumak için gerekli tedbirleri alma (pozitif yükümlülük) sorumluluğu da vardır. Bu pozitif yükümlülük iki yönlüdür: 1. **Esas Yönünden Pozitif Yükümlülük:** Devletin, mülkiyet hakkını koruyacak, belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir yasal çerçeve oluşturmasıdır. Yani, mülkiyeti koruyan kanunları (Medeni Kanun, Borçlar Kanunu vb.) çıkarması ve yürürlükte tutmasıdır. 2. **Usul Yönünden Pozitif Yükümlülük:** Devletin, oluşturulan bu hukuksal çerçeve kapsamında, bireylerin mülkiyet haklarına yönelik müdahalelere karşı başvurabilecekleri etkili yargısal yolları sağlaması ve bu yargısal süreçlerin adil bir şekilde işletilmesini temin etmesidir. Bu pozitif yükümlülükler, sadece devletin bireye müdahalesinde değil, aynı zamanda özel hukuk kişilerinin birbirlerinin mülkiyet hakkına müdahale ettiği uyuşmazlıklarda da geçerlidir (yatay etki). Gülsün Giley kararında olduğu gibi, bir vekilin müvekkilinin mülkünü kötü niyetli bir üçüncü kişiye satması durumunda, mahkemenin bu uyuşmazlığı çözerken tarafların temel iddialarını dikkate alması, delilleri özenle değerlendirmesi ve gerekçeli karar vermesi, devletin usul yönünden pozitif yükümlülüğünün bir gereğidir. Bu yükümlülüğün ihlali, devletin sorumluluğunu doğurur.