Vekilin temsil yetkisini kötüye kullanarak yaptığı bir taşınmaz satışında, alıcı üçüncü kişinin 'iyiniyetli' olup olmadığının tespiti neden büyük önem taşır? TMK m. 1023 ve m. 3 bu bağlamda nasıl bir rol oynar?
Alıcı üçüncü kişinin 'iyiniyetli' olup olmadığının tespiti, mülkiyetin korunup korunmayacağı açısından hayati önem taşır. Bu durum, iki temel hukuk kuralının çatışmasından kaynaklanır: 1. **TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven İlkesi):** Bu maddeye göre, tapu kütüğündeki tescile 'iyiniyetle' dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Bu ilke, tapu sicilinin doğruluğuna güvenen kişilerin hak kaybına uğramasını önleyerek işlem güvenliğini sağlar. 2. **Vekilin Sadakat ve Özen Borcu / Kötüniyetin Korunmaması (TMK m. 3):** Vekil, müvekkilinin yararına ve iradesine uygun hareket etmekle yükümlüdür. Eğer vekille işlem yapan üçüncü kişi, vekilin bu görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, 'kötüniyetli' sayılır. TMK m. 3 uyarınca kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır; ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz. Kötüniyetli üçüncü kişinin kazanımı korunmaz. Dolayısıyla, eğer alıcı iyiniyetli ise, vekilin yetkisini kötüye kullanması asıl malik (müvekkil) ile vekil arasında bir iç sorun olarak kalır ve alıcının mülkiyeti korunur (TMK m. 1023). Ancak alıcı, vekil ile işbirliği içindeyse veya durumu bilebilecek durumdaysa, kötüniyetlidir ve yaptığı tescil işlemi yolsuzdur. Bu durumda asıl malik, tapu iptal ve tescil davası açarak mülkiyetini geri alabilir. AYM'nin Gülsün Giley kararında da vurgulandığı gibi, bu dengenin hassas bir şekilde kurulması ve iyiniyetin yüzeysel değil, derinlemesine araştırılması gerekir.