5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca verilen bir idari para cezasına karşı Sulh Ceza Hakimliğine yapılan itirazda, hakimliğin kolluk tutanağını tek ve mutlak delil kabul ederek karar vermesi, Anayasa'nın 36. maddesi açısından ne gibi bir ihlal oluşturur?
Bu durum, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkının temel bileşenlerinden olan 'silahların eşitliği' ve 'çelişmeli yargılama' ilkelerinin ihlalini oluşturur. Anayasa Mahkemesi'nin Gurbet Çoban (2019/38857) kararında detaylıca açıklandığı gibi, idari para cezası bir 'suç isnadı' niteliğindedir ve bu nedenle adil yargılanma hakkının tüm güvenceleri bu süreçte de geçerlidir. Hakimliğin, kolluk tutanağına 'aksi ispat edilemez bir karine' muamelesi yapması ve itiraz edenin sunduğu veya sunmak istediği karşı delilleri (tanık beyanı, başka belgeler vb.) dikkate almaması veya ciddiyetle değerlendirmemesi, bireyi kamu otoritesi (idare ve kolluk) karşısında dezavantajlı bir konuma düşürür. Bu, taraflar arasındaki dengeyi bozar ve savunma hakkını anlamsız kılar. İdari işlemin hukuka uygunluk karinesi, işlemin veya dayanak belgenin gerçekliğinin tartışıldığı bir yargılamada, bireyin delil sunma ve tartışma hakkını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz. Bu yaklaşım, silahların eşitliği ilkesini ihlal eder.