Özel hukuk kişileri arasındaki bir mülkiyet uyuşmazlığında (örneğin, vekilin vekaleti kötüye kullanarak yaptığı satış), derece mahkemesinin taraflardan birinin esasa etkili iddialarını hiç değerlendirmemesi, Devlet açısından Anayasa m. 35'te korunan mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelebilir mi? Bu durum 'mülkiyet hakkının yatay etkisi' kavramıyla nasıl açıklanır?
Evet, anlamına gelebilir. Mülkiyet hakkının korunması, Devlet'e sadece mülkiyete keyfi olarak müdahale etmeme (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda özel kişilerin müdahalelerine karşı mülk sahibini koruma (pozitif yükümlülük) görevi de yükler. Bu pozitif yükümlülük, adil ve etkili bir yargılama süreci sağlamayı da içerir. Özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklarda temel hak ve hürriyetlerin korunması gerekliliğine 'yatay etki' denir. Anayasa Mahkemesi'nin Gülsün Giley (2018/36546) kararında bu durum açıkça ele alınmıştır. Somut olayda, vekilin vekaleti kötüye kullandığına ve alıcıların kötü niyetli olduğuna dair başvurucunun ileri sürdüğü önemli iddialar (adres birlikteliği, evlilik ilişkisi vb.) derece mahkemesi tarafından hiç değerlendirilmemiştir. AYM, bu durumun, Devlet'in Anayasa m. 35'ten doğan pozitif yükümlülüklerinin gerektirdiği 'özende bir inceleme' yapmaması anlamına geldiğini ve mülkiyet hakkının usuli güvencelerinin ihlal edildiğini belirtmiştir. Dolayısıyla, mahkemelerin özel hukuk uyuşmazlıklarında bariz takdir hatası yapması veya esasa etkili iddiaları yanıtsız bırakması, mülkiyet hakkının yatay etkisi çerçevesinde Devlet'in sorumluluğunu doğurur.