TCK m. 87/3, kasten yaralamanın vücutta 'kemik kırılmasına veya çıkığına' neden olması halinde cezanın artırılacağını düzenler. Bu artırımın oranı, 'kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre' belirlenir. Adli Tıp Kurumu raporlarında, bir kemik kırığının 'hayat fonksiyonlarına etkisi' nasıl derecelendirilir ve bu derecelendirmenin ceza hukuku açısından pratik sonuçları nelerdir?
Adli Tıp Kurumu, bir kemik kırığının 'hayat fonksiyonlarına etkisini', Türk Ceza Kanunu’nun Kasten Yaralama Suçuna İlişkin Raporların Düzenlenmesi Hakkında Yönetmelik ve ilgili bilimsel kriterlere göre derecelendirir. Bu derecelendirme genellikle 'hafif (1)', 'orta (2-3)' ve 'ağır (4-5-6)' şeklinde puanlama sistemiyle yapılır. Hayat fonksiyonları, kişinin temel yaşamsal faaliyetlerini (hareket, beslenme, solunum, boşaltım, üreme vb.) ve vücut bütünlüğünü ifade eder. Derecelendirmede dikkate alınan kriterler şunlardır: - Kırılan Kemiğin Yeri ve Önemi: Örneğin, kafatası, omurga veya kalça gibi ana iskelet sistemini oluşturan kemiklerdeki kırıklar, parmak gibi daha küçük kemiklerdeki kırıklara göre hayat fonksiyonlarını daha ağır etkiler. - Kırığın Tipi: Basit (non-deplase) bir çatlaktan, parçalı, açık veya eklem içine uzanan karmaşık kırıklara kadar kırığın ciddiyeti. - Fonksiyon Kaybının Derecesi ve Süresi: Kırığın, ilgili organ veya uzuvda ne ölçüde ve ne kadar süreyle hareket kısıtlılığına, güç kaybına veya işlev bozukluğuna yol açtığı. - Kalıcı Etkiler: Kırığın iyileştikten sonra kalıcı bir sakatlık, şekil bozukluğu veya fonksiyon kaybı bırakıp bırakmadığı. Bu derecelendirmenin ceza hukuku açısından pratik sonucu, TCK m. 87/3'e göre yapılacak ceza artırımının oranını belirlemektir. Hakim, Adli Tıp Kurumu'nun belirlediği bu 'etki derecesine' göre, temel ceza üzerinden yapacağı artırım oranını takdir eder. Örneğin, 'hafif (1)' dereceli bir kırık için en alt sınırdan (örneğin, 1/6) bir artırım yapılırken, 'ağır (5-6)' dereceli, kalıcı sakatlık bırakan bir kırık için en üst sınırdan (yarısına kadar, yani 1/2'ye yakın) bir artırım yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Bu, cezanın bireyselleştirilmesi ilkesinin bir gereğidir.