Anayasa Mahkemesi, Gurbet Çoban (2019/38857 B.N.) başvurusunda, idari para cezasına karşı yapılan itirazda, cezanın dayanağı olan kolluk tutanağının içeriğinin doğruluğunun tartışıldığı bir yargılamada, idari işlemlerin 'hukuka uygunluk karinesine' dayanılmasının neden 'silahların eşitliği' ilkesini ihlal edeceğini belirtmiştir. Bu iki ilke arasındaki çatışmayı, ispat yükünün dağılımı açısından açıklayınız.
Bu iki ilke arasındaki çatışma, ispat yükünün kimde olacağı ve delillerin nasıl değerlendirileceği noktasında ortaya çıkar. 1) Hukuka Uygunluk Karinesi: İdare hukukunun bu temel ilkesi, idarenin yaptığı işlemlerin (ve bu işlemlere dayanak olan tutanakların) hukuka uygun olduğunu varsayar. Bu karineye göre, işlemin hukuka aykırı olduğunu iddia eden birey (başvurucu), bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Eğer mahkeme bu karineye mutlak bir üstünlük tanırsa, kolluk tutanağını 'doğru' kabul eder ve başvurucudan bu 'doğru'yu çürütmesini bekler. 2) Silahların Eşitliği ve Suçsuzluk Karinesi: Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki idari para cezasını bir 'suç isnadı' olarak kabul etmiştir. Ceza hukuku mantığında ise temel ilke 'suçsuzluk/masumiyet karinesidir'. Bu karineye göre, kişinin suçluluğunu ispat etme yükü iddia makamına (idareye) aittir; kişiden suçsuzluğunu ispatlaması beklenemez. 'Silahların eşitliği' ilkesi de, iddia ve savunma makamlarının delillere erişim ve onları mahkeme önünde tartıştırma konusunda eşit olanaklara sahip olmasını gerektirir. Mahkeme, 'hukuka uygunluk karinesine' dayanarak kolluk tutanağını sorgulanamaz bir delil olarak kabul ettiğinde, aslında ispat yükünü tamamen başvurucunun omuzlarına yıkmış ve idareyi bu yükten kurtarmış olur. Bu durum, idareyi (iddia makamını) savunma karşısında haksız bir şekilde avantajlı konuma getirir. Başvurucunun, kamu gücüne sahip olan kolluğun düzenlediği bir tutanağın aksini ispatlaması son derece zordur. Mahkemenin, tutanağın içeriğini sorgulamadan, başvurucunun tanık dinletme gibi taleplerini dikkate almadan karar vermesi, iddia ile savunma arasındaki dengeyi bozarak 'silahların eşitliği' ilkesini ihlal eder. AYM'ye göre doğru olan, mahkemenin her iki tarafın delillerini de eşit bir şekilde değerlendirmesi ve tutanağı da çürütülebilir bir delil olarak ele almasıdır.