Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/20173 K. sayılı kararında, davalının istinaf dilekçesinde hiçbir gerekçe belirtmemesi ve sonradan da gerekçeli dilekçe sunmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi'nin istinaf başvurusunu reddetme kararı 'onanmıştır'. Bu kararı, aynı dairenin daha sonra verdiği 2017/1003 E. sayılı (süre tutum dilekçesi sonrası gerekçenin geç sunulduğu) kararla karşılaştırınız. İki karar arasındaki temel fark nedir ve bu fark, 'hiç gerekçe göstermemek' ile 'gerekçeyi geç göstermek' arasındaki usuli ayrımı nasıl ortaya koymaktadır?
İki karar arasındaki temel fark, istinaf kanun yoluna başvuru iradesinin, asgari usuli gerekleri yerine getirerek ortaya konulup konulmadığıdır. Bu fark, 'hiç gerekçe göstermemek' ile 'gerekçeyi geç göstermek' arasındaki ayrımı netleştirir. 1) Yargıtay 9. HD, 2016/20173 K. Sayılı Karar (Onama Kararı): Bu kararda, davalı taraf istinaf dilekçesinde 'hiçbir' sebep belirtmemiş ve sadece 'gerekçeli kararın tebliğinden sonra gerekçelerini bildireceğini' beyan etmiş, ancak tebliğden sonra da bu gerekçeleri sunmamıştır. Bu durumda, ortada BAM'ın inceleyebileceği ne bir maddi vakıa iddiası ne de bir hukuki sebep vardır. Başvuru tamamen içeriği boş bir dilekçeden ibarettir. Yargıtay bu durumda, BAM'ın HMK m. 355 uyarınca sadece kamu düzeni yönünden bir inceleme yapıp, başkaca bir sebep de bildirilmediğinden başvuruyu reddetmesini usul ve yasaya uygun bulmuştur. Yani başvuru, içerik olarak 'yok' hükmündedir. 2) Yargıtay 9. HD, 2017/1003 E. Sayılı Karar (Bozma Kararı): Bu kararda ise, davalı süresinde bir 'süre tutum dilekçesi' vermiş, ancak gerekçeli dilekçeyi süresi geçtikten sonra sunmuştur. Yargıtay'a göre, süre tutum dilekçesi, istinaf iradesini ortaya koyan ve kanun yolu hakkını muhafaza eden geçerli bir usuli işlemdir. Bu noktadan sonra BAM'ın başvuruyu 'usulden' reddetmesi mümkün değildir. En azından kamu düzeni yönünden bir inceleme yapması, ardından da gerekçe bildirilmediği için 'esastan' ret kararı vermesi gerekirdi. Bu iki karar arasındaki ayrım şudur: İlkinde, başvuru içerik olarak o kadar boştur ki, HMK m. 352/1-d'deki 'gerekçenin hiç gösterilmemesi' hali gerçekleşmiştir. İkincisinde ise, usulüne uygun bir başvuru (süre tutum) yapılmış ancak içeriği sonradan tam olarak doldurulmamıştır. Bu ikinci durumda, yargı yolu tamamen kapatılamaz ve en azından kamu düzeni denetimi yapılması zorunludur.