HMK m. 352/1-b, Bölge Adliye Mahkemesi'nin (BAM) 'kararın kesin olması' halinde istinaf başvurusunu reddedeceğini düzenler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/7941 K. sayılı kararında, iştirak nafakasının azaltılması davasında 'kabul edilen miktar' üzerinden kesinlik sınırı değerlendirmesi yapılmıştır. Davanın değeri ve kesinlik sınırının belirlenmesinde, talep edilen toplam miktar mı, yoksa mahkemece kabul veya reddedilen miktar mı esas alınır? Bu durumun, tarafların kanun yoluna başvuru hakkı üzerindeki etkisini açıklayınız.
Kanun yolu kesinlik sınırlarının belirlenmesinde, davanın açıldığı andaki değeri ile kanun yoluna başvurulduğu andaki değeri farklı esaslara göre belirlenir. İşe iade gibi bazı davalar hariç, genel kural olarak, bir kararın istinafa veya temyize tabi olup olmadığına karar verilirken, 'dava dilekçesindeki talep edilen toplam miktar' değil, ilk derece veya istinaf mahkemesi tarafından 'kabul edilmeyen' veya davalı açısından 'kabul edilen' miktar esas alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/7941 K. sayılı kararında, davacı 500 TL olan iştirak nafakasının tamamen kaldırılmasını, olmazsa azaltılmasını talep etmiştir. Mahkeme, nafakayı 50 TL indirerek 450 TL'ye düşürmüştür. Bu durumda, kanun yolu açısından davanın değeri, davacının talebinin reddedilen kısmıdır. Ancak olayda davalı temyiz etmiştir. Davalı açısından ise aleyhine sonuçlanan kısım, nafakanın sadece 50 TL indirilmiş olmasıdır. Yani davalının temyize konu ettiği değer, talebinin reddedilen kısmıdır. Yargıtay'ın kararında ise nafaka miktarının azaltılması davasında 'kabul edilen miktar' üzerinden bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir ki, bu ifadeden kasıt, uyuşmazlığa konu olan ve kanun yolu denetimine taşınan miktardır. Somut olayda bu miktar, yıllık olarak hesaplandığında (Yıllık 50 TL'lik indirim tutarı) karar tarihindeki temyiz kesinlik sınırını (yıllık 41.530 TL) aşmadığı için karar kesin kabul edilmiştir. Bu durumun tarafların kanun yoluna başvuru hakkı üzerinde doğrudan bir etkisi vardır: Bir taraf, çok yüksek bir meblağ talep etse bile, mahkeme bu talebin büyük bir kısmını reddederse, davacının kanun yoluna götürebileceği miktar sadece reddedilen kısımdır. Eğer bu reddedilen kısım kesinlik sınırının altında kalırsa, davacı kanun yoluna gidemez. Bu, hem usul ekonomisine hizmet eder hem de tarafları dava açarken daha gerçekçi taleplerde bulunmaya teşvik edebilir. Ancak aynı zamanda, haksız yere talebi reddedilen bir tarafın, sırf reddedilen miktar sınıra takıldığı için üst mahkeme denetiminden mahrum kalması gibi bir sonuca da yol açabilir.