Bir kamu görevlisi olan davacının, istihbari nitelikteki bir bilgiye ve beraatle sonuçlanan bir ceza yargılamasına dayanılarak yurtdışı göreve gönderilmemesi işlemi, Danıştay 2. Dairesi'nin 2004/1456 K. sayılı kararında neden hukuka aykırı bulunmuştur? İdarenin, bir kamu görevlisinin 'güvenilirliği' konusundaki takdir yetkisinin sınırları, 'suçsuzluk karinesi' karşısında nasıl şekillenmektedir?
Danıştay 2. Dairesi'nin bu kararda işlemi hukuka aykırı bulmasının temel nedenleri şunlardır: 1) Delilin Niteliği: İdari işlemin dayanağı olan 'istihbari bilgi', tek başına hukuken geçerli ve yeterli bir delil değildir. İstihbari bilgiler, genellikle teyide muhtaç, ham ve işlenmemiş bilgilerdir. Somut, denetlenebilir ve güvenilir başka delillerle (örneğin, bir mahkumiyet kararı, tanık beyanı, belge) desteklenmedikçe, bir kişinin aleyhine hukuki bir sonuç doğuracak bir işleme dayanak yapılamaz. 2) Suçsuzluk Karinesinin Etkisi: Davacının, aleyhindeki iddialara ilişkin ceza yargılamasından 'beraat' etmiş olması, o fiili işlemediğinin veya fiilin suç olmadığının yargı kararıyla kesin olarak tespit edildiği anlamına gelir. Anayasa m. 38/4'te düzenlenen suçsuzluk/masumiyet karinesi, sadece ceza yargılamasıyla sınırlı bir ilke olmayıp, idare hukuku da dahil olmak üzere tüm hukuk dallarını etkiler. İdarenin, yargının 'suçsuzdur' dediği bir kişiyi, aynı fiile dayanarak 'güvenilmez' olarak nitelemesi ve hakkını kısıtlayıcı bir işlem tesis etmesi, bu karineye ve hukuk devletinin temelindeki yargı kararlarına saygı ilkesine aykırıdır. İdarenin takdir yetkisinin sınırları: İdarenin, kamu görevlilerinin atanması, görevlendirilmesi gibi konularda 'güvenilirlik' değerlendirmesi yapma konusunda bir takdir yetkisi vardır. Ancak bu yetki sınırsız ve keyfi değildir. İdarenin takdir yetkisi, hukukun genel ilkeleri, Anayasa ve kanunlarla sınırlıdır. 'Suçsuzluk karinesi', bu takdir yetkisinin en önemli sınırlarından biridir. İdare, takdir yetkisini kullanırken, kesinleşmiş mahkeme kararlarının yarattığı hukuki durumu göz ardı edemez. Beraatle sonuçlanmış bir olaya dayanarak bir kişiyi 'güvenilmez' saymak, idarenin takdir yetkisini aşıp, keyfi bir işlem tesis etmesi anlamına gelir ve bu işlem yargı denetiminde iptal edilir.