Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2021/21330 K. sayılı kararında, sanığın katılanın kafasına kurusıkı silahı dayayıp tetiğe basması ve ardından silahın kabzasıyla vurarak yaralaması eyleminin, neden ayrı ayrı 'silahla tehdit' ve 'kasten yaralama' suçlarını değil de, tek bir 'silahla kasten yaralama' suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir? Bu kararın temelindeki 'suçların içtimaı' ve 'eylemin bütünlüğü' ilkelerini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #109821

Bu kararın temelinde, ceza hukukundaki 'tüketen-tüketilen norm ilişkisi' ve 'eylemin doğal ve hukuki bütünlüğü' ilkeleri yatmaktadır. Normalde tehdit ve yaralama ayrı suçlardır. Ancak, bir suçun işlenmesi sırasında gerçekleştirilen ve o suçun doğal bir parçası olan veya ondan daha hafif kalan eylemler, asıl ve daha ağır olan suçun içinde erir ve ayrıca cezalandırılmaz. Kararın gerekçeleri şunlardır: 1) Kastın Yöneldiği Sonuç: Sanığın eylemleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, nihai kastının 'yaralamaya' yönelik olduğu açıktır. Katılanın kafasına kurusıkı silahı dayayıp tetiğe basması, bir tehdit eylemi olmakla birlikte, hemen ardından aynı silahla vurma eylemine geçilmesi, bu ilk hareketin, asıl yaralama fiilinin bir başlangıcı, hazırlık hareketi ve şiddetini artıran bir parçası olduğunu gösterir. 2) Eylemin Bütünlüğü (Tek Fiil): Olay, kesintisiz bir hareket silsilesi içinde gerçekleşmiştir. Tehdit ve yaralama arasında zaman, mekan ve amaç birliği bulunmaktadır. Bu durumda hukuk, bu hareketler zincirini birden fazla bağımsız suç olarak değil, tek bir fiil olarak kabul eder. Tehdit eylemi, daha ağır olan yaralama suçunun bir unsuru haline gelmiş ve onun tarafından 'tüketilmiştir'. 3) Silahla Kasten Yaralama Suçunun Kapsamı: TCK m. 86/3-e'de düzenlenen 'silahla kasten yaralama' suçu, doğası gereği bir miktar tehdit ve cebir içerir. Silahın gösterilmesi veya kullanılması, mağdur üzerinde zaten bir korku ve tehdit algısı yaratır. Bu nedenle, yaralama amacıyla kullanılan silahla önce tehditvari bir harekette bulunulması, daha ağır olan yaralama suçu içinde erir ve ayrıca tehdit suçundan ceza verilmez. Bu durumda, 'fikri içtima' (TCK m. 44) değil, 'tüketen-tüketilen norm' ilişkisi söz konusudur ve faile sadece en ağır suça uyan norm (silahla kasten yaralama) uygulanır.