Bir iştirak nafakası artırım davasında, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/10742 K. sayılı kararında, yerel mahkemenin takdir ettiği nafaka miktarının 'biraz fazla' bulunarak hakkaniyete aykırı görülmesi ve bozulması, temyiz denetiminin sınırları açısından nasıl değerlendirilmelidir? Yargıtay, yerel mahkemenin 'takdir hakkı'na hangi durumlarda ve ne ölçüde müdahale edebilir?
Temyiz denetimi, kural olarak bir 'hukukilik' denetimidir. Yani Yargıtay, ilk derece veya istinaf mahkemesinin delilleri yanlış değerlendirdiği veya maddi vakıaları hatalı tespit ettiği gerekçesiyle değil, hukukun yanlış uygulandığı gerekçesiyle kararı bozar. Nafaka miktarının belirlenmesi ise, büyük ölçüde hakimin 'takdir hakkı'na bırakılmış bir konudur (TMK m. 4). Bu nedenle, Yargıtay'ın hakimin takdirine doğrudan müdahale etmesi kural olarak beklenmez. Ancak, Yargıtay, hakimin takdir hakkını kullanırken 'hukukun genel ilkelerine', 'hakkaniyete', 'ölçülülük ilkesine' ve 'kanunun ruhuna' aykırı davrandığı, yani 'bariz bir takdir hatası' yaptığı durumlarda bu takdire müdahale edebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2017/10742 K. sayılı kararında, nafaka miktarının 'biraz fazla' bulunması, Yargıtay'ın yerel mahkemenin yerine geçip yeni bir miktar belirlediği anlamına gelmez. Bu ifade, yerel mahkemenin, tarafların tespit edilen sosyo-ekonomik durumları (annenin asgari ücretle çalışması, babanın emekli olması ve kira geliri) ile çocukların ihtiyaçları arasında kurduğu dengeyi 'orantısız' bulduğunu ifade eder. Yargıtay, takdir edilen miktarın, nafaka yükümlüsünün mali gücünü aşan ve hakkaniyet ilkesini zedeleyen bariz bir hata içerdiğini tespit etmiştir. Dolayısıyla Yargıtay, 'takdir hakkı kötüye kullanıldığında' veya 'bariz takdir hatası' yapıldığında, bu durumun bir 'hukuka aykırılık' teşkil ettiğini kabul ederek kararı bozar ve yerel mahkemeden hakkaniyete uygun, daha dengeli yeni bir miktar takdir etmesini ister. Müdahale, miktarın kendisine değil, miktarın belirlenmesindeki hukuki denge hatasınadır.