HMK m. 352 uyarınca yapılacak ön incelemede, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 'başvuru sebeplerinin veya gerekçesinin hiç gösterilmemesi' (m. 352/1-d) nedeniyle vereceği karar ile Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/7476 K. sayılı kararında ele alınan 'süre tutum dilekçesi verilip gerekçeli dilekçenin süresinde verilmemesi' halinde verilecek karar arasındaki farkı, BAM'ın hukukilik denetimi yetkisi çerçevesinde açıklayınız.
İki durum arasındaki temel fark, istinaf iradesinin usulüne uygun olarak ortaya konulup konulmadığı ve buna bağlı olarak Bölge Adliye Mahkemesi'nin (BAM) yapacağı incelemenin niteliğidir. 1) HMK m. 352/1-d'nin Uygulandığı Hal: Bu durumda, süresi içinde verilen istinaf dilekçesinde, başvurunun hangi sebeplere dayandığına dair 'hiçbir' ifade, gerekçe veya talep yer almaz. Dilekçe, sadece 'kararı istinaf ediyorum' gibi soyut bir beyandan ibarettir. Bu halde, BAM, başvurunun içeriğinin tamamen boş olması nedeniyle, ön inceleme aşamasında HMK m. 352/1-d uyarınca başvuruyu usulden reddedebilir. Çünkü ortada denetlenecek bir iddia veya sebep yoktur. 2) Yargıtay Kararında Ele Alınan Hal: Bu durumda ise, taraf, yasal süre içinde 'süre tutum dilekçesi' vererek istinaf iradesini ve kanun yoluna başvuru hakkını koruma altına almıştır. Daha sonra sunulması gereken gerekçeli dilekçeyi süresinde vermemiştir. Yargıtay 22. HD'nin 2017/7476 K. sayılı kararında belirttiği gibi, BAM bu durumda 'usulden ret' kararı veremez. Çünkü başvuru usulüne uygun olarak yapılmıştır. BAM'ın görevi, dosyayı tamamen kapatmak değil, HMK m. 355 uyarınca en azından 'kamu düzenine aykırılık' yönünden bir hukukilik denetimi yapmaktır. Bu denetim sonucunda kamu düzenine aykırı bir husus bulamazsa, incelenecek başka bir istinaf sebebi de olmadığından başvuruyu 'esastan reddetmelidir'. 'Başvurunun esastan reddi' gerekirken 'usulden reddi' hatalıdır. Çünkü 'usulden ret' BAM'ın dosyayı hiç incelemediği, 'esastan ret' ise incelediği (en azından hukukilik denetimi bağlamında) ancak talebi yerinde bulmadığı anlamına gelir.