Gurbet Çoban başvurusunda (2019/38857 B.N.), Anayasa Mahkemesi, idari para cezasına yapılan itirazda kolluk tutanağına 'aksi ispat edilemeyecek seviyede üstünlük tanınmasını' silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak değerlendirmiştir. İdari işlemlerin 'hukuka uygunluk karinesi' ile Ceza Muhakemesindeki 'suçsuzluk karinesi' bu tür bir uyuşmazlıkta nasıl çatışmaktadır? Mahkemenin, bir kolluk tutanağının içeriğini değerlendirirken silahların eşitliği ilkesine uygun hareket etmesi için ne gibi bir yöntem izlemesi gerekirdi?
Bu tür bir uyuşmazlıkta iki temel karine çatışmaktadır: 1) Hukuka Uygunluk Karinesi: İdare hukukunun temel bir ilkesi olarak, idarenin tesis ettiği işlemlerin (ve bu işlemlere dayanak olan tutanakların) aksi ispat edilinceye kadar hukuka uygun olduğu varsayılır. Bu, idarenin kamu gücünü etkin kullanabilmesi için gereklidir. 2) Suçsuzluk/Masumiyet Karinesi: Anayasa m. 38 ve AİHS m. 6/2'de güvence altına alınan bu ilkeye göre, bir suç (veya Anayasa Mahkemesi'nin kabulüyle kabahat) isnadı altında olan kişinin suçluluğu kesin bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılır. İspat yükü iddia makamındadır. Gurbet Çoban başvurusunda, Sulh Ceza Hakimliği, idarenin hukuka uygunluk karinesine ağırlık vererek, kolluk tutanağını neredeyse çürütülemez bir delil olarak kabul etmiş ve ispat yükünü tamamen başvurucuya yüklemiştir. Bu, suç isnadı altındaki bir yargılamada suçsuzluk karinesini ve onun bir uzantısı olan silahların eşitliği ilkesini zedelemiştir. Mahkemenin izlemesi gereken doğru yöntem şuydu: Kolluk tutanağını önemli bir delil olarak kabul etmeli, ancak onu 'mutlak doğru' olarak görmemeliydi. Başvurucunun ileri sürdüğü karşı iddiaları (örneğin, ihbarın husumetten kaynaklandığı, alıcının başka yerden almış olabileceği, tanık dinletme talebi) ciddiyetle araştırmalıydı. Başvurucunun tanığı olan Y.H'yi dinlemeli, tutanağı düzenleyen kolluk görevlileri ile tutanakta adı geçen alıcı H.Ö'yü gerekirse tanık olarak dinleyerek beyanlar arasındaki çelişkileri gidermeye çalışmalıydı. Kısacası, tutanağı diğer delillerle birlikte ve onlara karşı test ederek, şüpheyi sanık lehine yorumlama ilkesi çerçevesinde bir sonuca varmalıydı. Tutanağa aksi ispatlanamaz bir üstünlük tanımak, yargılamayı şekilsel hale getirmiş ve başvurucuyu savunma hakkını etkin kullanamayacağı dezavantajlı bir konuma sokmuştur.