Bir kamu görevlisinin, görevi sırasında ve kullandığı resmi araçla alkollü olarak bir trafik kazasına sebebiyet vermesi durumunda, ortaya çıkan zarardan kim sorumludur? Bu eylemin 'hizmet kusuru' mu yoksa 'kişisel kusur' mu olarak nitelendirileceği ve bu ayrımın davacının husumetini kime yönelteceği üzerindeki etkisini, Anayasa m. 129/5 ve Yargıtay HGK kararındaki gerekçelerle tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #108639

Bu durum, hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki ayrımın en net örneklerinden biridir. Anayasa m. 129/5 ve 657 sayılı Kanun m. 13, kamu görevlilerinin 'yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan' doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceğini (hizmet kusuru) düzenler. Ancak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun metinde yer alan 2017/1394 E. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, kamu görevlisinin eylemi görevden kolayca ayrılabilir nitelikte ise ve özellikle suç teşkil ediyorsa, bu durum 'kişisel kusur' olarak kabul edilir. Somut olayda, polis memurunun görev başında resmi araç kullanırken alkollü (1.95 promil) olması ve bu nedenle kazaya sebebiyet vermesi, hizmetin ifasıyla doğrudan ilgili bir kusur değil, görevden açıkça ayrılabilen ve TCK'ya göre suç (trafik güvenliğini tehlikeye sokmak) teşkil eden ağır bir kişisel kusurdur. Bu eylem ile kamu görevinin yürütülmesi arasındaki işlevsel bağ kopmuştur. Bu nedenle Yargıtay, bu tür durumlarda zarardan doğrudan kamu görevlisinin şahsen sorumlu olduğunu ve davanın adli yargıda doğrudan kamu görevlisine karşı açılabileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, bu olayda husumet doğrudan alkollü araç kullanan polis memuruna yöneltilebilir (www.zulkufarslan.av.tr/kamu-gorevlisinin-hizmet-kusuru/).