İdari yargıda dava açma süreleri, kural olarak kamu düzenine ilişkin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen, hangi durumda idarenin kanun yolunu yanlış göstermesi, davacının süreyi kaçırmasına rağmen davanın süresinde kabul edilmesine yol açabilir? Danıştay 13. Dairesi'nin 2017/985 E., 2017/1443 K. sayılı kararındaki olay bu duruma bir örnek teşkil eder mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #108323

İdarenin veya mahkemenin, bir kararda başvurulacak kanun yolunu ve süresini yanlış göstermesi, davacıyı yanıltarak hak kaybına neden oluyorsa, bu durum davacının aleyhine yorumlanamaz. Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Eğer mahkeme, temyiz yoluna tabi bir karar için 'istinaf yolu açıktır' derse ve davacı bu bildirim üzerine süresi içinde istinaf yoluna başvurursa, daha sonra bu başvurunun görev yönünden reddedilip temyize gönderilmesi durumunda, ilk başvuru süresinde yapıldığı için temyiz talebi de süresinde kabul edilir. Ancak Danıştay 13. Dairesi'nin anılan kararındaki olay farklıdır. Orada mahkeme, kanun yolunu (istinaf) yanlış göstermiş, ancak süreyi (15 gün) doğru göstermiştir. Davacı ise bu doğru gösterilen 15 günlük süreyi de kaçırarak 24.10.2016'da başvuru yapmıştır. Bu nedenle Danıştay, kanun yolunun yanlış gösterilmesinin sürenin işlemeye başlamasına engel teşkil etmeyeceğini, davacının doğru gösterilen süreyi de kaçırdığını belirterek temyiz istemini 'süre aşımı' nedeniyle reddetmiştir. Yani, hak kaybını önleyen koruma, sadece kanun yolunun yanlış gösterilip, davacının bu yanlış yola süresinde başvurması halinde işler.