Anayasa Mahkemesi'nin tutuklama tedbirinin ölçülülüğünü denetlerken, CMK m. 101/2-d'de yer alan 'adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı'na ilişkin gerekçeyi aramasının temel sebebi nedir?
Bu gerekçenin aranmasının temel sebebi, tutuklamanın 'en son çare' (ultima ratio) olması ilkesidir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle korunan en temel haklardandır. Bu hakka yapılacak müdahalelerin 'ölçülü' olması zorunludur. Adli kontrol, tutuklamaya göre kişi hürriyetini daha az kısıtlayan bir alternatiftir. Ölçülülük ilkesinin bir gereği olarak, eğer soruşturmanın veya kovuşturmanın amaçlarına (şüphelinin kaçmasını önlemek, delillerin karartılmasını engellemek gibi) adli kontrol tedbirleri (yurtdışına çıkış yasağı, imza yükümlülüğü, konutu terk etmeme vb.) uygulanarak ulaşılabiliyorsa, daha ağır olan tutuklama tedbirine başvurulmamalıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, bir tutuklama kararının hukuka uygun olabilmesi için, kararı veren mahkemenin, somut olayın özelliklerine göre adli kontrol tedbirlerinin neden yetersiz kalacağını, tutuklamanın neden 'zorunlu' olduğunu, kişiselleştirilmiş ve somut gerekçelerle açıklamasını şart koşar. Bu açıklama yapılmadan verilen bir tutuklama kararı, ölçülülük ilkesini ihlal eder.